Psikoloji hep ilgimi çekmiştir. Lise yıllarından beri psikoloji kitapları okumayı severim. İnsanların neden öyle davrandığını, aynı olay karşısında nasıl bu kadar farklı tepkiler verebildiğini merak ederim.
Kevin Dutton’ın Olağan Psikopatlar kitabını da bu merakla okumuştum. Kitapta anlatılan bir araştırma çokdikkatimi çekmişti.
En bilindik seri katillerin ve psikopatların üzerinde yapılan bir araştırmaya göre seri katiller kendilerine gösterilen bir grup insan içinden hepsi de aynı kişiyi kurban seçmişler.
Seçtikleri kurban kendilerine gösterilen grubun en güvensiz ve çaresiz olanıdır ve bu kişiler (avcılar diyelim) kurbanı sadece içgüdüleriyle seçebilmektedir.
Aynı şekilde grubun en zayıf halkası olan kişi de kendine gösterilen bir grup insan arasında içgüdüleriyle katili sezebilmiştir. İlginç değil mi?
Yani bir insanın yürüyüşü bile, onu hiç tanımayan birine savunmasızlığı hakkında bazı ipuçları verebiliyor.
Elbette bu bulgu, bir bakışta insanların geçmişini okuyabileceğimiz ya da yürüyüşünden kişiliğini çözebileceğimiz anlamına gelmiyor. Ama insanı düşündürüyor.
Birinin kırılganlığını fark etmek, bize ne fayda sağlayabilir?
★★★
Bizi çok iyi tanıyan biri neye üzüldüğümüzü, neden korktuğumuzu, hangi konuda kendimizden şüphe ettiğimizi çok rahat fark edebilir. Fakat bütün bunları bilmesi, bize her zaman iyi ve adil davranacağını garanti etmez.
Hatta tam tersine, canımızı nereden acıtabileceğini de öğrenmiş olur.
Bunu düşünmek için seri katillere kadar gitmeye gerek yok. Gündelik ilişkilerimizde de birinin bizi tanımasının hem rahatlığını hem sıkıntısını yaşayabiliyoruz.
Elbette her kırıcı insana psikopat demekten söz etmiyorum. İnsanlara teşhis koymadan da davranışlarına bakabiliriz.
★★★
Örneğin terk edilmekten korktuğunu bilen biri, aranızdaki anlaşmazlığı konuşarak çözmeye çalışabilir.
Bir başkası ise her tartışmada ayrılığı gündeme getirebilir. Böylece sen haklı olduğun konuyu anlatmayı bırakır, onun gitmesini önlemeye çalışırsın.
İş yerinde de benzer bir durum yaşanabilir. Yöneticin, işini kaybetmekten ne kadar korktuğunu biliyordur. Çocuğunun okul masrafını, ev kiranı, borçlarını anlatmışsındır. Seni tanıdıkça koşullarını dikkate almasını beklersin. O ise itiraz edemeyeceğini düşünerek bütün ek işleri sana bırakabilir.
★★★
Böyle durumlarda insanı asıl yoran, derdini anlatamamak değildir. Derdinizi zaten anlatmışsınızdır. Karşınızdaki de sizi çoktan anlamıştır. Yine de anlamazdan gelir. Çünkü neye üzüldüğünüzü bildiği kadar, size istediğini nasıl yaptıracağını da bilir.
Bu yüzden “Beni herkesten iyi tanıyor” cümlesi tek başına bir yakınlık ölçüsü değildir. Asıl önemli olan, sizi tanıyan kişinin öğrendikleriyle ne yaptığıdır.
Herkesin çekindiği, zorlandığı, kendini yetersiz hissettiği bir konu vardır.
İnsan bazen yalnız kalmaktan korkar. Bazen sevilmek için gereğinden fazla çabalar. Bazen de karşısındakini kırmamak uğruna kendi isteğinden vazgeçer.
Ancak karşınızdaki kişinin bunları kullanıp kullanmadığı önemlidir.
İnsan doğası gereği yakınlık kurmak için kendini anlatmaya ihtiyacı vardır. Sürekli güçlü görünmeye çalışmak insanı yorar. Sevdiğimiz insanların yanında biraz da kalkanlarımızı indirerek sadece kendimiz olmak isteriz.
Yine de siz siz olun, kalbinizi birine açsanız da anahtarı kendinizde tutun.