“Aslan zararsızdır, oysa tavuklar ve ördekler çok tehlikeli hayvanlardır”
dedi bir solucan çocuklarına.

Bertrand Russell’a atfedilen bu söz, önyargılarımızı çok güzel yansıtmıyor mu? Bir olay ya da kişi hakkındaki fikrimiz, nereden baktığımıza, içinde bulunduğumuz koşullara ve o sırada yaşadıklarımıza göre değişmiyor mu?

Yanılgı, kendi yaşadıklarımızı herkes için geçerli kabul ettiğimizde başlıyor.

★★★

Bize karşı anlayışlı olan birinin başkasına ne kadar acımasız davranabildiğini görüyoruz. Yine de bunu kabul etmekte zorlanıyoruz. Çünkü bir insanı tanıdığımıza inanınca onun hakkında yanılmış olabileceğimizi düşünmek istemiyoruz.

Bize gülümseyeni iyi, işimizi kolaylaştıranı anlayışlı, sözümüzü dinleyeni uyumlu buluyoruz. Başkalarına nasıl davrandıklarıyla pek ilgilenmiyoruz.

Üstelik çoğu zaman “iyi insan” derken bize iyi davranan insanı kastediyoruz.

Oysa herkesin koşulları, karşılaştığı insanlar ve gördüğü davranışlar farklı.

Kendi başımıza gelmeyince anlatılanları abartılı buluyoruz. Dünyayı kendi hayatımızdan ibaret sanıyor, görmediğimiz haksızlığı yok sayıyoruz.

Oysa aynı insan arkadaş ortamında neşeli, işyerinde acımasız, evinde baskıcı olabiliyor. Seninle kahkahalarla gülmesi, başkasını ağlatmadığı anlamına gelmiyor.

★★★

Dostlarına, yakınlarına ve ailesine karşı son derece cömert olup çalışanlarının ücretini zamanında ödemeyen insanlar var. Dostları ne kadar eli açık olduklarını anlatırken çalışanları haklarını almak için uğraşıyor.

Bir de yaşamadığı sıkıntıyı yok sayanlar var. Kendi geçim derdi yoksa insanların abarttığını düşünüyor. Kendisi sıkıntıya düşmedikçe başkasının yaşadığını anlamıyor, hatta umursamıyor.

Bir insanı gerçekten tanımak için yalnızca bizimle kurduğu ilişkiye bakmak yetmez. Kendisine karşı çıkanlara, kendisinden bir şey bekleyenlere, özellikle de karşısında kendini savunacak gücü olmayanlara nasıl davrandığını da görmemiz gerekir.

Yani aslan hakkında hüküm vereceksek sadece solucanı dinlemek yetmez. Bir de ceylanı dinlememiz gerekir.

★★★

Bugün karşımızda dağ gibi duran birini, gün gelir soframıza koyacağımız tavuk kadar güçsüz görebiliriz.

Bir zamanlar karşı çıkmayı bile düşünemediğimiz insana bakıp “Ben bundan mı çekinmişim?” diyebiliriz. Üstelik onun değişmesi de gerekmez. Bazen bizim kendimizi daha güçlü hissetmemiz yeter.

Bazen birini yenemeyeceğimize daha karşısına çıkmadan karar veririz. Söylediğine ses çıkarmaz, yaptığını sineye çekeriz. İtiraz edersek başımıza gelecekleri düşünürken susmanın bize nelere mal olduğunu hesaplamayız.

Bir süre sonra onun her istediğini yapabilmesini, bizim de hiçbir şey yapamamamızı doğal olarak kabulleniriz.

★★★

Elbette karşımızdakinin gücü yalnızca bizim kafamızda değildir. Makamı, parası, çevresi vardır. İşimizi, kazancımızı, hayatımızı etkileyebilir. Ama biz de bazen bu güce gerçekte sahip olmadığı yetkiler ekleriz.

Bir konuda söz sahibi diye hayatımızın tamamına hükmedebileceğini sanırız. Onun onayını almak zorundaymışız gibi davranır, öfkesini göze alınamayacak bir felaket sayarız.

Bu yüzden olaylara nereden baktığımız önemlidir. Ondan ne beklediğimiz kadar neleri kaybetmekten korktuğumuz bakışımızı belirler.

Çünkü aslında karşımızdakinin aslan mı yoksa tavuk mu olduğuna biz karar veririz.