Tarih, bazı günleri sadece bir tarih olarak değil, bir dönüm noktası olarak yazar.

Bugün 28 Ekim... Yarın, 29 Ekim’de Cumhuriyet’in 103’üncü yıl dönümünü kutlayacağız.

29 Ekim 1923, bu milletin yeniden ayağa kalkarak yıkılmış bir imparatorluğun küllerinden kurduğu yeni devletin yönetim biçimini Cumhuriyet olarak ilan ettiği gündür.

Bizim en önemli bayramımız. Özgürlüğümüzü ilan edişimizin, dünyaya Türklerin haritadan silinemeyeceğini gösterişimizin büyük bayramı.

★★★

Artık okullarda üzerinde pek durulmayan, törenleri mümkün olduğunca sönük geçen ya da çeşitli bahanelerle iptal edilmek istenen bu günün önemini çocuklarımıza hiç değilse biz anlatmalıyız.

Düşmandan nasıl kurtulduğumuzu, Büyük Önder Atatürk sayesinde Kurtuluş Savaşı gibi bir mucizeye imza attığımızı... Lozan Antlaşması’nın önemini...

Biz bunları anlatmalıyız ki bilsinler!

Büyük bir coşkuyla kutlamalıyız Cumhuriyet Bayramı’nı. Cumhuriyetimize, ülkemize sahip çıktığımızı, hâlâ Ata’mızın izinde olduğumuzu göstermeliyiz.

★★★

Cumhuriyet’in kuruluş hikâyesi, yalnızca bir ülkenin bağımsızlık mücadelesi değildir. Küllerinden yeniden doğan bir ulusun hikâyesidir. Ülkesinin dört bir yanı işgal altındayken, âdeta nefes almak için bile izin bekleyen bir halkın çaresizliğe karşı kazandığı zaferin sonucudur Cumhuriyet.

Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları, bağımsızlık için sadece bir savaş değil, aynı zamanda bir yeniden doğuş mücadelesi başlatmıştır.

Bu mücadelenin en önemli yanı, sadece toprakları kurtarmakla kalmayıp düşünme biçimini de değiştirmesidir.

Çağın gerisinde kalmış bir toplumu yeniden inşa etme hareketidir. Savaş meydanlarında kazanılan zaferin ardından yeni bir yönetim anlayışı yerleşir ve egemenlik artık bir kişiye değil, halka aittir.

★★★

Günümüzde, Atatürk’ün yarattığı bu bağımsızlık ruhunu anlamak her zamankinden daha önemli. Çünkü Cumhuriyet demek, yalnızca bir yönetim biçimi değil, bağımsız düşünce, özgür bireyler, eşit yurttaşlar demek.

Cumhuriyet, egemenliğin saraylardan çıkıp halka geçmesidir.

Kadının, erkeğin, yoksulun, köylünün, gencin, çocuğun eşit sayıldığı bir düzendir. Cumhuriyet, kadınların okula gitme hakkıdır, köylünün toprağına sahip çıkmasıdır, işçinin emeğini savunmasıdır.

Cumhuriyet, bir çocuğun “Ben büyüyünce doktor olacağım” diyebilme şansıdır.

★★★

Bugünün Türkiye’sine baktığımızda, kimi zaman özgür düşüncenin zedelenmesi, sosyal hakların kısıtlanması, eğitim sistemindeki zorluklar, adalet mekanizmasındaki aksaklıklar gibi toplumu derinden zedeleyen problemlerle karşılaşıyoruz. Toplumu bir arada tutan değerler çok büyük yaralar almış durumda. İşte tam da bu yüzden, Cumhuriyet’i anlamak ve yaşatmak bir görevden öte bir zorunluluktur.

★★★

Atatürk, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” derken geleceği bizlere emanet ediyordu. Cumhuriyet, sadece geçmişin mirası değil, bugünü ve yarını güvence altına alan bir ışık kaynağıdır.

Cumhuriyet’i yaşatmak, ona sahip çıkmak ve onu korumak bizlere düşen en kutsal görevdir. Çünkü Cumhuriyet yalnızca ilan edilmedi. Ona giden yolda bağımsızlığın bedeli kanla ödendi ve bu millet asla boyun eğmedi.

Ne mutlu Cumhuriyet’in değerini bilenlere.

Ve en önemlisi... Ne mutlu Türk’üm diyene!

Hepimizin Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun.