Başarısızlığın hep bir bahanesi vardır!

Futbolda taraftar, “Biz kötü oynadık, onlar bizden daha iyiydi” demez. Ya hakem hatası vardır ya şike ya da birileri takımın önünü kesmiştir. Rakibin bizim takımdan daha iyi oynadığını nedense kabullenemeyiz.

Galibiyet bizim başarımızdır. Mağlubiyet ise genellikle başkasının suçudur.

★★★

Sadece sporda değil, günlük hayatımızda da bu böyle. Haksız olduğumuzu, yanlış yaptığımızı, bir işi beceremediğimizi kabul etmekte zorlanıyoruz. Ama kendimizi savunacak bir gerekçeyi hemen buluyoruz.

Geç kalırız, trafik vardır. Oysa İstanbul’da trafik olacağı zaten bellidir. Bir işi yetiştiremeyiz, zaman yeterli değildir. Ama telefonda geçirdiğimiz saatleri hesaba katmayız. Birini kırarız, bizi yanlış anlamıştır. Söylediklerimizden çok onun neden alındığını tartışırız.

Kendimize gelince açıklamalarımız hiç bitmez. Başkasının aynı hatayı yapmasına ise pek tahammülümüz yoktur. Bizim gerekçemiz vardır, onun bahanesi. Bizim dalgınlığımızdır, onun sorumsuzluğu.

★★★

Tartışmalara bir bakın.

Bir taraf haklı çıkamayacağını anlayınca hemen konuyu değiştirir. Söylenenlerin içinden tek bir kelimeyi çekip alır. Ya tavrına takılır ya da yıllar önce yaşanmış başka bir meseleyi ortaya atar. Konu ne olursa olsun, tartışmanın sonunda kendini haklı çıkaracak bir bahanesi vardır.

Politikacılar da farklı değil. “Beceremedik, yanlış karar verdik, hesabımız tutmadı” diyen kaç kişi var?

Başarı varsa sahipleniyorlar. Başarısızlık varsa suçlayacak birilerini buluyorlar. Kendilerinden önce gelenler, karşılarında duranlar, dışarıdakiler...

Sorumluluğu üstlenmek yerine başkasına yüklemeye o kadar alışmışız ki.

★★★

Aslında bu alışkanlığın temellerini çocuklukta aramak gerekiyor.

Çocuk düşünce yeri döven, başını çarpınca masaya vuran anne babaların çocuklarıyız. Çocuk daha ne olduğunu anlamadan suçluyu buluyoruz.

Okulda bir sorun yaşandığında aslında ne olduğunu öğrenmeden çocuğumuzu savunmaya geçiyoruz. Öğretmeni dinlemiyoruz, diğer çocuğu dinlemiyoruz. Bizimki yapmaz. Yaptıysa da mutlaka haklı bir nedeni vardır diye düşünüyoruz. Ne yapılması gerektiğini konuşmadan önce suçun kime ait olduğunu tartışıyoruz.

Bazen de tam tersini yapıyoruz.

Hata yapan çocuğu azarlıyor, küçümsüyor, başkalarıyla karşılaştırıyoruz. En küçük hatasında öyle bir tepki gösteriyoruz ki çocuk doğruyu söylemekten korkuyor. Azar işitmemek, aşağılanmamak, ceza almamak için bir bahane buluyor.

Sonra da büyüdüğünde hatasını dürüstçe kabul etmesini bekliyoruz. Böylece hata yapmaktan çok, hatalı görünmekten korkan insanlar yetiştiriyoruz.

★★★

Elbette her şey bizim kontrolümüzde değil. Haksızlık da var, kötü şans da var, başkalarının yanlışları da var. Hatta bazen ne kadar uğraşırsak uğraşalım şartlar elvermiyor. Ama bunların varlığı, bizim hiç hata yapmadığımız anlamına gelmiyor.

Oysa “Ben hata yaptım” demek insanı küçültmez.

Üstelik açıklama yapmakla sorumluluk almak aynı şey değildir. Bir işin neden olmadığını uzun uzun anlatabilirsiniz. Ama sonunda kendi yanlışınızı görmüyorsanız bir sonraki sefer neyi değiştireceksiniz?

Hep başkalarının değişmesini bekleyerek kendi hatalarımızı nasıl düzelteceğiz?

Çocuklarımızı kendi yaptıklarının sorumluluğunu üstlenen bireyler olarak yetiştirmeliyiz. Özür dilemeyi, verdikleri zararı gidermeyi, yanlışlarını düzeltmeyi öğretmeliyiz.

Ama önce bunları biz yapmalıyız.