Türkiye’de geçen haftadan bugüne basına en az sekiz kadın cinayeti yansıdı. Sekiz kadın yaşamdan koparıldı.

Batman’ın Kozluk ilçesinde bir erkek, eşini ve iki çocuğunu öldürdükten sonra kendi yaşamına son verdi.

Aynı gün Osmaniye’nin Kadirli ilçesinde altı aylık hamile Didar Filiz’in, eşi ve üç akrabasının şiddetine maruz kaldıktan sonra hastanede hayatını kaybettiği bildirildi.

Denizli’nin Pamukkale ilçesinde 43 yaşındaki Ayşe Pabuccu, kız kardeşinin birlikte yaşadığı erkek tarafından bıçaklanarak öldürüldü.

Gaziantep’in Şahinbey ilçesinde 27 yaşındaki Merve Keklikçi eşi tarafından pompalı tüfekle öldürüldü.

Sakarya’nın Sapanca ilçesinde 34 yaşındaki İpek İpek’in, 16 yaşındaki oğlu tarafından tabancayla vurularak öldürüldü.

Hatay’ın Payas ilçesinde aynı gün 47 yaşındaki Emine Çil, boşanma aşamasındaki eşi tarafından pompalı tüfekle öldürüldü.

Konya’nın Hadim ilçesinde 63 yaşındaki Fadime Sarıca’nın eşi tarafından boğularak öldürüldüğü ortaya çıktı.

Tekirdağ’ın Kapaklı ilçesinde ise 75 yaşındaki Fadime Ünlü, 80 yaşındaki eşi tarafından bıçaklanarak öldürüldü.

★★★

Okurken yoruldunuz değil mi?

İnanılır gibi değil.

Sekiz kadın yaşamdan koparıldı. Kimi eşi, kimi boşanmak istediği eşi, biri de kendi oğlu tarafından öldürüldü. Aralarında hamile bir kadın da vardı, 75 yaşında bir kadın da.

Ama asıl korkutucu olan, bunlara artık şaşırmıyor olmamız.

★★★

Bir insanın başka bir insanın hayatı üzerinde nasıl böyle bir hak gördüğünü anlayamıyorum.

Evlenmek, birinin sahibi olmak mı? Aynı evde yaşamak, onun adına her şeye karar verme yetkisi mi veriyor? Bir kadın ayrılmak istediğinde neden hayatından endişe etmek zorunda kalıyor?

Maalesef bazı erkekler kadının kendi hayatıyla ilgili karar vermesini kabul edemiyor. Söylediği her sözün dinlenmesini, istediği her şeyin yapılmasını bekliyor. Kadının itirazını bile kendisine yapılmış bir saldırı sayıyor.

Bu anlayışı yalnızca cinayet işlendiğinde konuşursak geç kalıyoruz.

Kadının telefonunu kontrol etmeyi, kimlerle görüşeceğine karışmayı, kıyafetine karar vermeyi sevgiyle açıklayamayız. Sürekli hesap sormanın, tehdit etmenin, korkutmanın adı sahiplenmek değildir.

Bunların adı baskıdır.

★★★

Bir de bu cinayetleri anlatırken kullandığımız dil var. Kıskançlık yüzünden öldürdü. Tartışma büyüyünce öldürdü. Ayrılmak istediği için öldürdü.

Cümleyi böyle kurunca kadının yaptığı bir şey cinayetin gerekçesi gibi sunuluyor. Oysa bir kadının ne söylediğini, ne giydiğini, kiminle görüştüğünü sorgulayarak cinayeti açıklayamayız.

Kadınlara sürekli dikkatli olmaları söyleniyor. Geç saatte çıkma. Yalnız yürüme. Kimseye güvenme.Peki, tehlike evin içindeyse kadın ne yapacak? Aynı sofraya oturduğu, aynı hayatı paylaştığı kişiden korkuyorsa nereye gidecek?

★★★

Bir kadına “Şikâyet et” demek tek başına yeterli değil. Şikâyet ettikten sonra güvende olacağını bilmesi gerekiyor. Tehdit edildiğinde sözünün ciddiye alınacağını, yardım istediğinde yalnız bırakılmayacağını görmesi gerekiyor.

Her cinayetin ardından aynı soruyu soruyoruz. Önlenebilir miydi? Önlenmeliydi! Ben artık bu sorunun kadınlar hayattayken sorulmasını istiyorum.