Her gün sosyal medyada özel bir gün kutlanıyor. Yok Dünya Kahve Günü, arkadaş günü, çiçek günü, böcek günü...

Cuma oluyor, “Hayırlı cumalar” mesajları bitmiyor. Bayılıyoruz bir şeyler kutlamaya...

Örneğin 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü de coşkuyla kutluyoruz. Amerika ve Avrupa’daki kadınların hak mücadelelerinden doğan bu gün, artık hepimizin ortak günü.

Ama bana sorarsanız 4 Ekim, Türk kadınları için daha da büyük bir anlam taşıyor. Çünkü bu tarih, kendi ülkemizde hayatımızı değiştiren somut hakların yürürlüğe girdiği gün.

★★★

17 Şubat 1926’da kabul edilen ve 4 Ekim’de yürürlüğe giren Medeni Kanun ile evlilikte resmî nikâh ve tek eşlilik esası getirildi.

Mirasta kadın ve erkek eşitliği sağlandı. Kadınların boşanma hakkı güvence altına alındı. Boşanma, mahkeme kararına bağlandı.

Bir kadının evliliğinin hukuk tarafından tanınması, mirastan erkekle eşit pay alması, boşanmak istediğinde mahkemeye başvurabilmesi...

Bunların her biri kadınların haklarını koruyan, hayatlarını değiştiren çok önemli adımlardı.

★★★

Bu yıl 4 Ekim Pazar, Türk Medeni Kanunu’nun yürürlüğe girişinin 100’üncü yıl dönümü. Kadınların hayatını değiştiren, eşit yurttaşlık yolunda büyük bir adım atan o kanunun üzerinden tam bir asır geçti.

Biz Türk kadınlarının bu haklara kavuşmasını sağlayan kişi, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’tür.

Atatürk, kadınların eşit yurttaşlar olarak toplumda yer alması için kararlılıkla mücadele etti. Onun öncülüğünde 1926’da Medeni Kanun ile atılan büyük adımı, 1934’te milletvekili seçme ve seçilme hakkı izledi.

Türk kadınları bu siyasi haklara birçok Avrupa ülkesindeki kadınlardan yıllar önce kavuştu. Fransa’da kadınlara oy hakkı 1944’te, İtalya’da 1945’te, İsviçre’de ise federal düzeyde ancak 1971’de tanındı.

Bu fark, Atatürk’ün ne kadar ileri görüşlü, çağının çok ötesinde bir lider olduğunun açık bir kanıtıdır.

Bugün sahip olduğumuz haklarda Atatürk’ün emeği, cesareti ve kararlılığı var. Ona ne kadar teşekkür etsek az.

★★★

Elbette 1926’da bu kanunla bütün eşitsizlikler bir anda ortadan kalkmadı. Ancak kadınların haklarını laik hukukla güvence altına alma yolunda tarihî bir dönüşüm başladı.

Biz Türk kadınlarının bu hakların nasıl kazanıldığını, hangi zorlukların aşıldığını bilmemiz gerekiyor. Ancak o zaman değerlerini daha iyi anlayabilir ve onlara sahip çıkabiliriz. Çünkü bir kadının kanunda bir hakkının bulunması kadar, o hakkı kullanabilmesi de önemlidir.

Bir kadın mirastaki payını istediğinde ailesi tarafından ayıplanıyorsa eşitliği hayata geçirememişiz demektir.

Boşanmak istediğinde tehdit ediliyorsa boşanma hakkını kâğıda yazmakla yetinmişiz demektir.

Kendi hayatıyla ilgili karar verirken korkuyorsa yapacak daha çok işimiz var demektir.