Her yıl bu vakitlerde aynı şeyleri yazmaktan usandık ama hiçbir şey değişmiyor. Günler kısalıyor, sabahlar kararıyor, aynı tartışma yeniden başlıyor.

Ne kadar yazıp çizsek, anlatmaya çalışsak da nafile! Kış saati uygulamasına bir türlü dönülmüyor.

Avrupa Birliği ülkeleri, ekim ayının son pazar günü saatlerini bir saat geri alıyor. Bu yıl da 25 Ekim’de kış saatine geçecekler. Türkiye’de ise 2016 yılında alınan kararla yaz saati kalıcı hâle getirildi. O tarihten beri saatlerimizi geri almıyoruz.

Aradan on yıl geçti. Biz hâlâ çocukların neden gün doğmadan okul yoluna düştüğünü konuşuyoruz.

Adına kalıcı yaz saati deyince yaz kalıcı olmuyor. Kış yine geliyor. Biz sadece kış sabahlarında karanlıkla daha fazla boğuşuyoruz.

Bu da birçok fizyolojik, psikolojik ve ekonomik sorunları beraberinde getiriyor.

★★★

Bu uygulamanın savunulmasındaki temel gerekçe ise enerji tasarrufu.

Ancak asıl tartışmamız gereken bu düzenin sabahın karanlığında çocuğunu uyandırmaya çalışan anneye, durakta servis bekleyen öğrenciye, gün doğmadan işe gitmek için yola çıkan çalışana ne kazandırdığı ve bu tercihin günlük hayatımızı nasıl etkilediği.

İşe giriş saatini kendi belirleyebilenle vardiyasına yetişmek zorunda olanın koşulları aynı mı?

Çocuğunu arabayla okulun kapısına bırakanla karanlıkta toplu taşıma araçları arasında aktarma yapan ailenin kaygısı bir mi?

Çocuğu zifiri karanlıkta kapıdan çıktıktan sonra okula ulaştığını öğrenene kadar telefonunu elinden bırakamayan ebeveynlere anlatın enerji tasarrufunun faydalarını.

★★★

Ayrıca vücudumuzun da bir saati var. Gün ışığı, bu saatin ayarlanmasında önemli bir rol oynuyor.

Karanlıkta uyanmak hem psikolojik hem de fiziksel olarak insanları karamsarlaştırıyor. İnsanların biyolojik ritimleri bozuluyor.

Aydınlıkta uyanmak, vücudumuzun doğal saatine daha uyumlu ve güne daha dinç bir başlangıç yapmamızı sağlıyor.

İnsanların gün ışığına daha fazla maruz kalması hem enerji seviyelerini artırıyor hem de daha üretken olmalarını sağlıyor.

★★★

Bu düzenlemeyle enerji tasarrufu yapıldığı iddia edilse de toplumsal sağlık göz ardı edilirken, enerji tasarrufunun da gerçekten sağlanıp sağlanmadığı tartışmalıdır.

Oysa gün ışığından doğru şekilde yararlanmak, sadece bir enerji meselesi değil, aynı zamanda toplumsal huzurun ve refahın bir gereğidir.

İnsan biyolojisine ve toplumsal ihtiyaçlara aykırı bu sistem artık tekrar gözden geçirilmelidir. Uyku uzmanları, eğitimciler, çalışanlar ve veliler de dinlensin. Okul ve mesai saatleri, insanların gerçek yaşam koşullarına göre ele alınsın.

On yıl önce alınmış bir kararı değiştirmek için daha kaç kış aynı sıkıntıları yaşamamız gerekiyor?