Trump yeni yıla girerken, ona 2026’dan ne bekliyorsun diye sordular.
“Barış” deyiverdi.
Biz nasıl olduğunu anlamasak da, o 8 savaşı sonlandırdığını düşünüyordu öyle değil mi?
Hatta Nobel’i hak ettiğini...
Peki 3 Ocak sabahına dünya nasıl uyandı?
ABD, Venazuela’ya ardı ardına saldırılar düzenliyordu.
ABD Başkanı Donald Trump açıklama yapıyor, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun yakalanıp ülke dışına çıkarıldığını söylüyordu.
Biz nasıl bilirdik Maduro’yu?
Türkiye’nin dostu... Daha doğrusu Erdoğan’ın dostu...
Ne diyordu Maduro, Erdoğan’a?
“En zor zamanlarda Türkiye yanımızdaydı. Bize her zaman destek oluyorlar.”
Maduro o kadar bizden biriydi ki, Diriliş Ertuğrul setini ziyaret ediyor, Nusret’te yemek yiyor, altınlarını bile bizim ülkemizde koruduğu iddia ediliyordu.
Ve dün sabah...
Delta Force ekibinin operasyonuyla, CIA’nın da yerini tespit etmesiyle Maduro ve eşi yakalanıverdi.
Venezuela makamları Maduro’nun nerede olduğunu bilmediklerini söylüyor, ABD Başsavcılığı, New York’ta yargılanacağını belirtiyor.
Memlekette olağanüstü hal devreye sokulmuş, elektrikler kesik...
Bu arada Erdoğan, o gün tam da dostuna darbe yapılmışken, Ankara’da konuşuyor.
Ve bu konuda hiçbir şey söylemiyor.
Zaten Ankara lâl olmuş, sadece Dışişleri Bakanlığı’ndan ‘lütfen’ bir açıklama gelmiş.
Neden bir açıklama yapılmıyor derken, açıklama yine Trump Bey’den geliyor:
“Maduro’ya sadık kalanlar, sadık kalmaya devam ederlerse kötü bir gelecek onları bekliyor.”
Dostum Trump böyle buyuruyor.
İTAATİN KONFORU MU, İSYANIN ÖZGÜRLÜĞÜ MÜ?
Selin bir gazetecinin merakıyla başladığı yolculuğun sonunda, kendini bir tarikatın karanlığında ve yalancı bir aşkın kollarında bulur. Frekans Odası’nda hafızası, iradesi ve kimliği parçalanır. Selin’e yardım edebilecek tek kişi ise yıllardır yanında duran arkadaşı Handan’dır. Handan, Selin’i ararken tarikatın karanlık odalarından ülkenin bilinçaltına uzanan yolculukta yalnızca bir kadının kayboluşunu değil, aynı zamanda bütün bir yapının nasıl çalıştığını, kadınları nasıl susturduğunu ve nasıl yönettiğini de görür. Yaşar’ın manipülasyonu, tarikatın baskısı, çökmüş bir aile düzeni, kırılgan ilişkiler, bir bebeğin belirsiz geleceği... Selin karar vermek zorundadır: İtaatin konforu mu, isyanın özgürlüğü mü?
Müge İplikçi’nin son romanı ‘Sahte Cennetten Kaçış’ kitabı bugün aslında yabancısı olmadığımız bazı tarikatlarda neler olup bittiğine edebiyatçı gözüyle bakıyor. Kaçırmayın derim...
TOKSİK İLİŞKİLER VE BİR PSİKOLOJİK GERİLİM
‘The Beast in Me’, Netflix’te yayınlanan, sekiz bölümlük bir psikolojik gerilim mini dizi. Long Island’da, orman içindeki bir ev ve yan parseldeki görkemli malikâne etrafında dönen hikâye, klasik “seri katil gizemi” gibi başlıyor. Aslında yas, suçluluk, sınıf, medya ve “hikâye anlatma” üzerine kurulu sert bir metin. Toksik ilişkilere bir de bu mini dizi üzerinden bakmanızı tavsiye ederim. Siz de benim gibi Homeland ve Claire Danes hayranıysanız ekibin bir araya geldiği diziyi kaçırmayın derim.
ŞARKIYA EŞLİK ET
Türk müziğinin en sıra dışı seslerinden biri Cem Adrian... Geniş ses yelpazesi ve derin duygusal şarkılarıyla Cem Adrian, 09 Ocak saat 21’de JJ Arena Ataşehir’de sahnede. Ses tellerinin ortalama bir insanın üç katı uzunluğunda olması, Adrian’a benzersiz bir vokal yeteneği kazandırıyor ve bas tonlardan soprano tınılara kadar geniş bir aralıkta şarkı söylemesine olanak tanıyor. Adrian’ın kendi yazıp bestelediği şarkılarına eşlik etmek isteyenler için bir fırsat.