Önceki akşam çalıştığım Sözcü Televizyonu’nda Günün Dosyası programını tamamlayıp, evime doğru yol aldım. Erken uyudum, gece yarısı uyandım.

Elime telefonumu alıp, X’te dolaşmaya başladım. Başparmağımı telefonun üzerinde her kaydırdığımda içimdeki ‘boşa zaman harcıyorum’ hissi tüm vücudumu sarmaya başladı.

Bir süredir bu platform kin, nefret, öfke odası oluverdi.

Evde 6 kediyle yaşıyorum, biliyorsunuz tırnak çıkarmak onlara özgü bir ifade...

Sinirlendiklerinde tırnaklarını çıkarırlar. X’te sanki kimsenin tırnakları içe çekilmiyor gibi.

Herkes birbirini tırmalamaya çalışıyor, herkes birbirinden nefret ediyor.

Hiçbir ifade estetik değil. Bir kaygı, bir kızgınlık ifade edilirken kesinlikle temellendirilmiyor.

Herkes birbirine özetle direkt olmasa da “Allah belanı versin, keşke ölsen” diyor.

Kutuplaştırma oyununun hüküm sürdüğü, hepimizin birer kaybedene dönüştüğümüz böyle bir rejimin altında bir an olsun insan olduğumuzu hatırlamak istiyorum.

Arkadaşlarıma bakıyorum, meslektaşlarımı okuyorum.

Bir zamanlar aynı şeylere sevindiğimizi, milli maçlarda havalara uçtuğumuzu, iyi bir şarkıda kadeh tokuşturduğumuzu, birlikte ağladığımızı, dertlendiğimizi, paylaştığımızı...

Tüm bu iğrenç dile karşı direnmek bir yana, giderek sayıları çoğalan bir holiganizmin iktidarın ekmeğine yağ sürmesinden çok kaygılıyım.

Bizi birbirimize düşürdüler azizim, şimdi çık bu işin içinden diye bağırmak istiyorum.

İçimizdeki olmamışlıkları, kompleksleri, yenilgileri kullandılar. Duygumuza oynayıp, birbirimize kötü söz söyleyen, bunu yaptığında iyi hisseden bir kaybedenler kulübü yarattılar.

Yıllar sonra, tabii iş işten geçtikten sonra aklımız başımıza gelince pişman olacağımız şeyler yaptırıyorlar bize Matmazel.

Öyle kolay yaptılar ki bunu, şimdi hepimiz birbirimize “O şucu, bu bucu” deyiveriyoruz.

Hepimiz birbirimizi rahatlıkla ‘satılmış’ ilan ediyoruz.

X denilen bir bataklıkta birbirimize çelme takıp duruyoruz.

Sanki herkes birbirine “Bak sen çok kötüsün ama ben çoook iyiyim” deme yarışında. Bunu da karşısındakine çamur atarak yapma yolunu seçiyor.

Ama ne diyeyim, çalışan ve kulağını tüm bu kirliliğe kapatan kazanıyor.

“TIKANMIŞ DEMOKRASİ ZEMİNİNDE KIYMETLİ BİR MEDYA HAMLESİ”

İBB Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, cezaevinde Sözcü’yü en yakından takip eden isimlerden biri. İzlediği programlarla ilgili yorumlarını mektup aracılığıyla bize ulaştırıyor.

Liderler Özel programlarımızı ne kadar beğendiğini şu sözlerle dile getiriyor. “Farklı siyasi partilerin liderleri ile Perşembe günleri başlattığınız ‘Liderler Özel’ programının Türkiye’nin tıkanmış demokrasi zemininde çok kıymetli bir medya hamlesi olarak gördüğümü belirtmek isterim. CHP Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel ve DEM Eş Genel Başkanı ile Sayın Tuncer Bakırhan’la programınızı keyifle ve takdirle izledim. Bu programların Cumhuriyetimiz ve Demokrasimize eşsiz katkılarını hissediyorum. Tanıtımlarda gördüğüm diğer liderlerle söyleşinizi de heyecanla bekliyorum. Emeği geçenlere ve tüm Sözcü TV ekibine teşekkürlerimi sunarım. Sevgiler, saygılar. Ekrem İmamoğlu...”

Yılmaz Özdil’in değerli katkılarıyla bize hatırlattığı gazetecilik zemininde işimizi yapıyoruz. Yapmaya da devam edeceğiz. Görülmesi mutluluk verici.