Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, hafta içinde Kurtuluş Savaşı ifadesini ders kitaplarından çıkardıklarını açıklamış, “Ne kurtuluşu? Kimden kurtuluyor” demiş, ortalık karışmıştı ya...
Meğer bu kavramın sekizinci sınıf ders kitaplarından çıkarılmasının üzerinden tam bir yıl geçmiş...
Peki, neden Bakan Bey, bir yıl önce sessiz sedasız yapılan bu değişikliği şimdi reklam edip “savaş çıkarmaya” çalışıyor?
Yanıt basit:
Gündem değiştirmek, halkın dikkatini çarşıdan, pazardan uzaklaştırmak için...
★★★
Bu iddianın yarattığı gürültü, bir-iki gün sürüp bitti ya... Hemen yeni bomba patlatılmış:
“Son Osmanlı padişahı Vahdettin, İngiliz gemisiyle ülkeden kaçtı” ifadesi silinmiş, yerine, “Sultan Vahdettin 17 Kasım’da Malta Adası’na gitmek üzere ülkeyi terk etti” sözleri konulmuş...
Hain, yeniden sultan yapılmış, İngiliz gemisi metinden çıkarılmış...
★★★
Yetmemiş, aynı kitaptan en önemli şairlerimizden Tevfik Fikret de kazınmış...
Hangi şiiriyle tanıyoruz Tevfik Fikret’i?
Han-ı Yağma!
Bir kıtasını hatırlayalım:
“Verir zavallı memleket, verir, ne varsa malını...
Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini...
Bütün ferağ-ı halini, olanca şevk-i balini...
Hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini...
Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin...
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!”
★★★
Sen misin yiyenleri, çalıp çırpanları eleştiren?
Tevfik Fikret olman da kurtarmaz seni...
Sana ne kimin ne yediğinden, içtiğinden...
Silerler elbette adını... İz bırakmazlar eserinden!
★★★
Adamların yeni marifeti değil “tarihi yeniden yazmak...”
“Biz gelmeden önce ambulans mı vardı?”
“Evlerde buzdolabı mı vardı?”
“Hastanelerde ultrason ya da tomografi mi vardı?”
“İzmir, Isparta, Muğla, Zonguldak veya Malatya gibi illerdeki üniversiteleri ve havaalanlarını biz yapmadık mı?”
“CHP camileri ahır yapmadı mı?”
“Kuran’ı yasaklamadılar mı?”
“Lozan Antlaşması’na 2023’te bitecek gizli maddeler konulmadı mı?”
“Abdülhamit Han döneminde bir karış toprak kaybedildi mi?”
Hepsi yalan, hepsi iftira, hepsi karalama, hepsi ihanet...
Ama ne yazık ki bunlara hala inanan saf vatandaşlar var aramızda!
★★★
Bunlar tarihi çarpıtma uzmanı...
Bunlar yalancı...
Bunlar Ahmet Arif’in Adiloş Bebe’de dile getirdiği gibi:
“Engerekler ve çıyanlar...
Aşımıza, ekmeğimize göz koyanlar...”
Yılmak yok, karamsarlık yok, pes etmek asla yok!
Yüz yıl önce verdiğimiz savaşın “Kurtuluş Savaşı” olduğunu bunlar öğretmiyorsa çocuklarımıza...
Vahdettin’in ülkesini satan bir alçak olduğunu öğretmiyorsa...
Biz öğreteceğiz!
“Milli Eğitim”i örümcek kafalıların elinden alıp, “evlerimize” taşıyacağız...
Tek tek öğretmen, başöğretmen olup; Atamızın mirasına sahip çıkacağız...
Yalancılıkta, tarihi yankesicilikte ısrar edenlerin gerekirse ayaklarını kıracağız ama onurlu geçmişimizi ayaklarının altına alıp ezmelerine izin vermeyeceğiz...
Biliyorsunuz:
“Muhtaç olduğumuz kudret...”
Olmaz artık!
CHP’nin İstanbul İl Başkanlığı binasında önceki akşam yine tuhaf görüntüler yaşandı. Binada asılı duran Ekrem İmamoğlu’nun dev posteri, Kılıçdaroğlu’na yakın “sarkık bıyıklı yeni partililer” tarafından indirildi.
Yerine Kılıçdaroğlu’nun posteri asıldı.
Bunun üzerine Özgür Özel’e yakın partililer gece yarısı il binasına gelip, bu kez İmamoğlu’nun pankartını yeniden astı.
Taraflar arasında çıkan olay üzerine polis, aylar sonra bir kez daha il binasına girdi.
★★★
Kılıçdaroğlu da Gürsel Tekin de gittikleri her yerde yuhalanıyorlar.
CHP’de bugüne kadar hiç kimsenin edilmediği kadar protesto ediliyorlar.
Ama adeta insanları kışkırtmak istercesine hala oraya buraya gitmeye, resimlerini astırmaya çalışıyorlar.
Oysa CHP seçmeni hep bir ağızdan aynı Ajda Pekkan şarkısını söylüyor:
“Olmaz artık, kapı açık...
Arkanı dön ve çık... İstenmiyorsun artık!”
★★★
Kendileri ne düşünüyor bilmiyorum ama kovuldukları kapıda her görüldüklerinde Özgür Özel ve arkadaşlarının oyunu artırıyorlar...
GÜNÜN SORUSU
Dün, 10 Temmuz Dünya Hukuk Günü’ydü...
Hukukun üstünlüğü yerine üstünlerin hukukunun geçerli olduğu...
Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmadığı...
Seçilmiş belediye başkanlarının mahkeme kararı kesinleşmeden görevden uzaklaştırıldığı... Savunma hakkının kısıtlandığı...
Gazetecilerin, siyasetçilerin ve gençlerin aylarca iddianame beklediği... Hakim ve savcıların karar verirken vicdanlarından çok tayinlerini düşündüğü bir ülkede...
Dünya Hukuk Günü’nü kutlamak mı yoksa ruhuna fatiha okumak mı daha doğru olur?