Eskiden “Dünya hızla kalabalıklaşıyor” endişesi konuşulurken, bugün birçok gelişmiş ülke tam tersini tartışıyor.

Son yıllarda birçok ülkede doğum oranlarının düşmesiyle birlikte nüfus konusu hep gündemde.

Artık önemli olan nüfusun çok olması değil; yeterince genç nüfusa sahip olabilmesi.

★★★

Bir ülkenin güçlü olması yalnızca toprak büyüklüğüne ya da doğal kaynaklarına bağlı değildir. O ülkeyi ayakta tutan en önemli unsur insandır.

Fabrikalarda üretim yapan, hastanelerde çalışan, çocukları eğiten, bilim üreten, vergi ödeyen ve ekonomiyi döndüren insanlar.

Doğumlar azalmaya başlayınca çalışan nüfus da zamanla küçülmeye başlar. Buna karşılık insanlar daha uzun yaşadığı için yaşlı nüfus artar.

Sonuçta çalışanların sırtındaki yük giderek ağırlaşır.

Daha az kişi daha fazla emeklinin maaşını, sağlık giderlerini ve sosyal hizmetlerini karşılamak zorunda kalır.

★★★

Elbette genç nüfusun kalabalık olması tek başına yeterli değildir.

Eğitim almayan, iş bulamayan ve üretime katılamayan milyonlarca genç, ülkeye avantaj sağlamaz.

Genç nüfus ancak iyi eğitildiğinde, sağlıklı olduğunda ve üretime katıldığında gerçek bir güce dönüşür.

★★★

Bu nedenle konuya “Daha fazla çocuk doğsun” diyerek yaklaşmak çözüm değildir.

Esas çözüm çocuk sahibi olmak isteyen insanların bunu ekonomik kaygılar yaşamadan gerçekleştirebilmesidir.

Uygun konut, ulaşılabilir kreşler, kaliteli eğitim, güvenli çalışma koşulları ve güçlü sosyal destekler olmadan doğum oranlarını artırmak bir işe yaramaz.

Bugün Japonya, Güney Kore, İtalya ve birçok Avrupa ülkesi yıllardır düşük doğum oranlarıyla mücadele ediyor.

Devletler çeşitli teşvikler veriyor, ailelere maddi destek sağlıyor, ancak doğum oranlarını eski seviyelere çıkarmakta zorlanıyorlar.

★★★

Türkiye uzun yıllar boyunca genç nüfusuyla övünen bir ülkeydi.

Avrupa yaşlanırken biz bunun bize uzun yıllar avantaj sağlayacağını düşünüyorduk. Oysa bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu en önemli sorunlardan biri nüfusun giderek yaşlanmasıdır.

Çünkü doğan çocuk sayısı her yıl biraz daha azalıyor. Türkiye hızla yaşlanıyor.

★★★

Bir toplumun nüfusunu uzun vadede koruyabilmesi için kadın başına ortalama doğurganlık hızının yaklaşık 2,1 çocuk olması gerekir. Bu sayı, anne ve babanın yerini bir sonraki kuşağın alabilmesi için gereken seviyedir.

Türkiye’de ise bu oran yıllardır düşüyor. Bir zamanlar üç çocuk tartışmaları yapılırken bugün doğurganlık hızı 1,42’ye kadar gerilemiş durumda. Başka bir deyişle Türkiye artık kendini yenileyebilecek kadar çocuk sahibi olmuyor.

Bu değişim yalnızca büyük şehirlerle sınırlı da değil. Eskiden yüksek doğurganlıkla bilinen birçok ilde bile doğum sayıları hızla azalıyor.

★★★

Yine de Türkiye hâlâ genç sayılabilecek bir nüfusa sahip. Ancak bu avantaj uzun süre devam etmeyecek.

İnsanlar yalnızca maddi desteklerle çocuk sahibi olmaya karar vermiyor.

Geleceğe güvenle bakabilmeleri, gelirlerinin yeteceğine, çocuklarının iyi eğitim alacağına ve güvenli bir yaşam sürebileceklerine inanmaları da en az ekonomik koşullar kadar önemli.

Bu yüzden nüfus politikası günlük siyasetin değil, en az elli yıl sonrasını düşünen bir devlet politikasının konusu olmalıdır.