Ne zaman bir şeyi yapmamam gerektiğini düşünsem, canım inadına onu yapmak istiyor. Örneğin, her diyete başladığımda daha çok acıkıyorum. Her şeyi yemek istiyorum.
Ya da “Biraz tasarruf yapayım, bu ay lüzumsuz hiçbir şey almayacağım” dediğim anda kendimi alışveriş sitelerinde saatlerce dolaşırken buluyorum. Her şeyi beğeniyor, her şeyi almak istiyorum.
Çocukken de böyleydim. Annem dışarı çıkmama izin vermeyince, aklım fikrim dışarıda olurdu...
Aslında yaşadığım şey sadece bana özgü değil.
★★★
Bu durum psikolojide “yoksunluk etkisi” ya da “ters tepme” olarak adlandırılıyor. İnsan zihni ister yemek, ister para, ister hareket olsun, özgürlüğü her kısıtlandığında böyle bir direnç gösteriyor.
Yasaklanan her şey daha cazip hâle geliyor. Yani bir şeyi yapma hakkın elinden alındığında, beyin onu ulaşılması gereken bir hedef gibi algılıyor.
Bu yüzden diyetteyken normalde ilgimizi çekmeyen yiyecekler bile bir anda değer kazanıyor. Yasakları sevenlere duyurulur.
★★★
Uzmanlara göre bu tepkiyi kontrol etmenin yolu, kendimize bakış açımızı değiştirmekten geçiyor. Öncelikle “yasak” gibi kelimeler kullanmak yerine, kararlarımızı bilinçli tercihler olarak tanımlamak önemliymiş.
Örneğin, “Çikolata yememeliyim” demek yerine, “Şu an çikolata yememeyi tercih ediyorum çünkü vücuduma iyi bakmak istiyorum” demek zihni rahatlatıyormuş. Çünkü beynimiz, tehdit olarak algıladığı her şeye karşı savunmaya geçiyor.
Benim yöntemimse biraz daha farklı. “Bugüne kadar istediğin kadar yedin. Çok şükür. Şimdi bir süre yemesen de olur” diyorum kendime. Bence herkesin kendini ikna etme şekli farklıdır. Öyle de olmalı.
Bir başka yöntem de kendimize küçük serbestlik alanları tanımakmış. Zaten katı kurallar uzun vadede pek sürdürülebilir olmuyor. İnsan bir noktada pes ediyor.
Diyet yaparken haftada bir ödül öğünü koymak ya da bu ay hiç alışveriş yapmayacağım demek yerine kendine küçük bir bütçe ayırmak, süreci hem kolaylaştırıyor hem de kontrol duygusunu güçlendiriyormuş.
Tabii o küçük alışverişin ucu genellikle kaçıyor, devamı geliyor. Ama diyet konusunda ruhun da besine ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.
Dışarı çıkmışım, misafirliğe gitmişim, seyahatteyim... Asla diyet yapacağım diye kendimi zorlamam. Sonuçta hayat kısa. Güzel anılar biriktirmek, hayattan zevk almak da insanın önemli ihtiyaçlarından biri.
Ayrıca misafirliğe gidilen bir evde “diyetteyim” deyip sunulan ikramları geri çevirmek bana çok kaba geliyor. Ev sahibi misafiri mutlu edebilmek için o kadar emek veriyor.
★★★
Bir başka önemli nokta da şu. Bu kararı neden aldığını unutmamak.
O anki geçici dürtünün değil, uzun vadeli hedefinin peşinde olduğunu kendine yeniden hatırlatmak önemli. Mesela canın tatlı mı çekti? Bir durup sor kendine. “Gerçekten aç mıyım, yoksa sadece sıkıldım mı?”
Belki biraz tuhaf hissettiriyor ama bu tür sorular, otomatik tepkilerden bilinçli tercihlere geçmeyi sağlıyor.
Sonuç olarak insanlar en çok katı yasaklarda zorlanıyor. Çünkü insan zihni tamamen baskılanmayı değil, seçim yapabildiğini hissetmeyi istiyor.
Yani kalıcı değişim, kendine savaş açarak değil, kendini tanıyarak mümkün oluyor.
Çünkü asıl mesele, canının her istediğini yapmak ya da kendini tamamen mahrum bırakmak değil, dengeyi kurabilmektir.