Rahmetli anneannem film seyrederken hep konuşurdu. Hem yorum yapar hem de filmdeki iyi karakterleri uyarırdı. “Pislik! O yaptı! Katil o!” diye bağırırdı.

Çok gülerdim. Yaşım ilerledikçe ona benzemeye başladım.

Artık ben de trafikte, gazete okurken, sosyal medyaya bakarken, film seyrederken kendi kendime konuşuyorum. Haksızlıkları haykırıyorum, yorum yapıyorum, küfür ediyorum.

Kadıncağız haklıymış.

İnsan haksızlıklar karşısında öyle kötü hissediyor ki... Başkaları duysun duymasın, bir şeyler söylemek istiyor.

★★★

Çünkü haksızlık sadece can sıkıcı bir olay değildir. İnsan zihni bunu çoğu zaman tehdit, değersizlik ve aşağılanma olarak algılıyor.

Bu yüzden biri size kötü davrandığında veya hakkınızı yediğinde mesele sadece olayın kendisi olmaz. Beyin bunu aynı zamanda bir güç savaşı gibi de görür.

İnsan, başkasına yapılan haksızlığa da tamamen kayıtsız kalamıyor. Birine yapılan adaletsizlik, doğrudan bize yapılmasa bile zihnimiz bunu toplumsal düzen için bir tehdit olarak algılıyor.

Tabii haksızlığın kime yapıldığı, kimin yaptığı ve olayın kişinin kendi çıkarlarını etkileyip etkilemediği de tepkiyi tamamen değiştirebiliyor.

★★★

Yakın gördüğümüz birine yapılan haksızlık bizi öfkelendiriyor çünkü beynimiz onu “bizden biri” olarak görüyor.

O kişinin aşağılanması, dışlanması veya zarar görmesi dolaylı olarak kendi güvenliğimizi de tehdit ediyor gibi hissediliyor.

Çünkü mesele sadece olay değil, zihnin “yarın bu bana da olabilir” alarmı vermesi.

Ama aynı insan, kendi grubundan olmayan birine yapılan benzer bir haksızlığı görmezden gelebiliyor. Tarih bunun örnekleriyle dolu.

★★★

Bir de “seyirci etkisi” denilen durum var.

Kalabalık içinde insanlar çoğu zaman müdahale etmiyor çünkü herkes bir başkasının harekete geçmesini bekliyor. Bu yüzden bazen tek bir kişinin sessizliği, bütün grubun sessizliğine dönüşüyor.

Aslında insanlar haksızlığa yalnızca vicdanla değil, kendi konumlarını koruma içgüdüsüyle de tepki verebiliyor.

Çünkü haksızlık sadece mağdura zarar vermez. Görmezden gelindikçe toplumdaki güven duygusunu çürütür. İnsanların birbirine olan inancını azaltır.

Ve bir toplumda insanlar “bugün ona, yarın bana” düşüncesini kaybettiğinde, adalet duygusu yavaş yavaş yerini korkuya bırakır.

★★★

Haksızlığa uğradığını düşünen bazı insanlar hemen tepki verir. Sesini yükseltir, kavga eder, hakkını savunur.

Bazıları ise susar. Özellikle çocukluktan itibaren “idare et”, “büyüklük sende kalsın”, “aman sorun çıkmasın” gibi cümlelerle büyüyen insanlar çoğu zaman öfkesini içine atmayı öğrenir. Bastırılmış öfke zamanla insanın ruh hâlini, bedenini ve ilişkilerini değiştirmeye başlar.

Çünkü sürekli yutulan öfke insanın saygısını önce başkalarına, sonra kendisine karşı azaltır. Kişi sustukça kendi gözünde küçülmeye başlar. “Kendimi koruyamadım” düşüncesi zamanla derin bir değersizlik hissine dönüşür.

İnsanlar sessiz kalmanın bir sabır göstergesi, önemli bir erdem olduğu düşünse de, adaletsizliği sindirmeye çalışmanın vücut üzerinde ağır bir maliyeti vardır. Psikolojide buna “yutulmuş öfke” deniyor.

İfade edilemeyen öfke bedene yönelir. Mide yanmaları, kronik baş ağrıları, cilt döküntüleri ve uyku bozukluklarının altında genellikle söylenmemiş sözler yatar.

★★★

Haksızlıklar karşısında susmak, ateşi avucunda tutup yanmamayı beklemek gibidir. Eliniz elbet yanacaktır.

Sesinizi duyurmak sadece o anki adaletsizliği çözmek için değil, kendi ruhsal bütünlüğünüzü korumak için de bir zorunluluktur.