Atalarımız boşuna “Bir şeyi 40 kez söylersen olur” dememiş.

Gerçekten 40 kez söylemek gerekiyor mu bilmem ama biri size bir şeyi tekrar tekrar söylerse gerçek olduğuna inanmaya başlarsınız.

İnsan zihni, bir bilgiyi daha önce duymuş olmanın verdiği aşinalığı çoğu zaman o bilginin doğruluğuyla karıştırıyor.

Bir iddia ile ilk kez karşılaştığımızda onu sorgulama eğilimimiz yüksek ancak aynı iddiayı farklı zamanlarda ve farklı yerlerde defalarca duyduğumuzda, beynimiz bu bilgiyi kabullenmeye başlıyor.

İşte bu, biz farkında bile olmadan içimizde o bilginin gerçek olduğuna dair güçlü bir his yaratıyor. Yani bir şeyin sadece tekrar edilmesi, kanıta ihtiyaç duymadan onun doğru kabul edilmesine yol açabiliyor. 

★★★

Bu durumun temelinde yatan sebep, beynimizin karar verirken en az enerji harcayacağı yolu seçmesidir.

Mantığımız bize durumun saçma olduğunu söylese bile, sürekli maruz kaldığımız o fikir zamanla en mantıklı gerçeklik gibi görünmeye başlar.

★★★

Günlük hayatta bu durumun etkilerini her alanda görmek mümkündür.

Örneğin, bilimsel olarak hiçbir dayanağı olmayan bir inanışın kuşaktan kuşağa aktarılmasında olduğu gibi.

Mesela halk arasında doğru bilinen yanlışların en yaygın örneklerinden biri, ıspanağın mucizevi bir demir kaynağı olduğu inancıdır.

Bu inanış, yıllar önce yapılan bir araştırmada demir miktarının yazılırken ondalık virgülün yanlış yere konulması sonucu ortaya çıkmıştır.

Gerçekte ıspanaktaki demir miktarı diğer yeşil sebzelerden çok farklı olmasa da bu hata kitaplarda, çizgi filmlerde ve aile sohbetlerinde o kadar çok tekrarlanmıştır ki, bilimsel düzeltmeler yapılmasına rağmen toplumun büyük bir kesimi hâlâ ıspanağı temel demir kaynağı olarak görüyor.

★★★

Doğa ve hayvanlar dünyasından verilen klasik bir örnek ise boğaların kırmızı renge sinirlendiği bilgisidir. Boğalar aslında renk körüdür ve kırmızıyı diğer renklerden ayırt edemezler.

Onları sinirlendiren şey matadorun elindeki pelerinin rengi değil, o pelerinin sallanma hareketidir.

Ancak çizgi filmlerde, filmlerde ve hikâyelerde kırmızı rengin öfke saçtığına dair o kadar çok sahne izledik ki, bugün kırmızı bir kıyafetle boğanın yanına yaklaşmanın tehlikeli olduğu düşüncesi, toplumun her kesimine sarsılmaz bir gerçek olarak yerleşmiştir.

★★★

Akvaryum balıklarının, özellikle de Japon balıklarının üç saniyelik bir hafızaya sahip olduğu söylenir.

Bu bilgi, balıkların küçük cam fanuslarda yaşamasını meşrulaştırmak için o kadar çok kullanılmıştır ki herkes tarafından kabul görmüştür.

Oysa yapılan araştırmalar bu balıkların yollarını bulabildiklerini, sahiplerini tanıdıklarını ve bilgileri aylar boyunca akıllarında tutabildiklerini göstermiştir.

Sürekli duyduğumuz “Balık hafızalı” deyimi, bu bilginin doğru olarak kabul edilmesine daha da yardımcı olmuştur.

★★★

Görünüşe bakılırsa, beynimiz bir bilgiyle her karşılaştığında onu sorgulamak yerine “Eski dosttan zarar gelmez” diyerek ona güveniyor.

Zihnimizdeki doğruların çoğunun kanıtlarla değil, sadece tekrarlarla var olduğunu görmek ürkütücü olduğu kadar ibret verici olmalı.

İster dev bir şirketin pazarlama stratejisi olsun, ister kuşaktan kuşağa aktarılan bir efsane; çoğu zaman tekrarın gücünün, mantığın sesini bastırdığı aşikâr.

Ancak sırf tekrar ediliyor diye kabullenmek yerine “Neden?” diye sormak, bu klişeleşmiş sözde doğruları çöpe atıp, zihninizde yeni ve gerçek doğrulara yer açabilir.

Belki bir şeyi 40 kere söylemek onu gerçek yapmaz ama bir şeyi 40 kere sorgulamak sizi gerçeğe götürebilir.