İnsan dünyaya ön yargılarla gelmez.

Kimse doğduğu anda bir takımı, bir ideolojiyi, bir inancı, bir düşünceyi ya da bir yaşam biçimini savunarak doğmaz. Bunların hepsini zaman içinde öğreniriz.

Çocukluktan itibaren ailemiz, çevremiz, eğitimimiz ve yaşadıklarımız bize dünyanın nasıl bir yer olduğunu anlatır.

Ve biz farkında olmadan zihnimizde görünmez duvarlar örmeye başlarız. Bir süre sonra o duvarlar bizi koruyan sınırlar olmaktan çıkar, dünyaya baktığımız pencerelere dönüşür.

★★★

İnsanlar çoğu zaman kendilerini güvende hissetmek için duvar örer.

Kesin doğrulara inanmak, her şeyi siyah ve beyaz görmek insana güven verir. Oysa hayatın büyük bölümü gri tonlardan oluşur.

Bu yüzden birçok insan yeni bir bilgiyle karşılaştığında onu anlamaya çalışmak yerine önce reddetmeyi tercih eder. Çünkü bazen tek bir bilgi bile yıllardır inşa ettiği düşünce sistemini altüst edebilir.

★★★

Fanatiklik de çoğu zaman böyle başlar.

Fanatiklik sadece bir futbol takımını körü körüne desteklemek değildir. Bir fikre, bir lidere, bir partiye, bir dine, bir bilimsel görüşe ya da herhangi bir düşünceye sorgulamadan bağlanmaktır.

Amaç gerçeği bulmak değildir. Amaç, zaten inanılan şeyi savunmaktır.

Böyle olunca kişi, kendi düşüncesini destekleyen her bilgiyi doğru kabul ederken karşı yöndeki kanıtları görmezden gelir. Gerçeği değil, inanmak istediğini görür.

İşte bu yüzden objektif olmak kolay değildir.

Çünkü objektif olmak, önce kendi yanılma ihtimalini kabul etmeyi gerektirir. Kendi fikrini de eleştirebilmek, sevdiği insanın hatasını görebilmek, hoşuna gitmeyen bir düşüncenin doğru olabileceğini kabul edebilmek zordur.

★★★

Hayatta ilerleme sağlayan insanlar ise etraflarına örülen duvarların dışına çıkabilenlerdir.

Farklı fikirleri dinleyebilen, kendi inançlarını sorgulayabilen, haklı çıkmaya değil, doğruyu bulmaya çalışan insanların zihinleri gelişebilir.

Çünkü bazen aynı şeye başka bir pencereden bakınca yıllardır göremediğimiz ayrıntıları fark ederiz. Gerçekler apaçık orada duruyordur ama biz görmeyi reddetmişizdir.

★★★

Tabular da aslında zihnimizdeki en kalın duvarlardır.

“Bu böyledir”, “Bunu sorgulamak bile yanlıştır”, “Herkes böyle düşünüyor” gibi cümleler gerçekçi düşünmeyi engeller.

Oysa insanlık tarihi, sorgulanan tabular sayesinde ilerlemiştir.

Bir zamanlar dünyanın düz olduğuna inanılıyordu. Hastalıkların nedenleri yanlış biliniyordu. Kadınların eğitim almasının gereksiz olduğu düşünülüyordu.

Bugün bize çok doğal gelen birçok fikir, geçmişte tartışılmaz bir yanlış gibi kabul ediliyordu.

Eğer insanlar o duvarları yıkmasaydı, bugün doğru kabul ettiğimiz bilgilerin büyük bir kısmını hâlâ yanlış kabul ediyor olacaktık.

★★★

Oysa doğanın insanların koyduğu kurallardan haberi yoktur. Yer çekimi, sizin ona inanıp inanmamanızla ilgilenmez.

Ateş, hangi görüşü savunduğunuza bakmadan yakar.

Bir tohum, ancak uygun şartlar oluşursa filizlenir.

Doğa, insanların kurduğu hikâyelere değil, kendi değişmeyen kurallarına göre işler.

İnsan ise kendi kurallarını doğanın kurallarından daha güçlü sanır ve gerçekleri değiştirebileceğini düşünür. Ancak gerçekler insanların inanışlarına göre değişmez.

★★★

Aslına bakarsanız en büyük özgürlük, zihnimizde ördüğümüz duvarların farkına varabilmektir.

O duvarlar yıkıldığında sadece yeni düşünceler değil, yeni ihtimaller de görünmeye başlar.

Değişen ise dünya değil, dünyaya bakışımızdır.