Devlet Bahçeli’nin zorlamasıyla vizyona sokulan ve hala gündemde tutulmaya çalışılan “Yeni Açılım Süreci”nde yeni bir kavşağa gelindi.

Ağızdaki baklalar ortaya çıktı; DEM, “bebek katili” Abdullah Öcalan için özgürlük mitingleri düzenlemeye başladı.

Mersin’de yapılan mitingde 12 vatandaşın ölümünden sorumlu PKK’lı katil Çetin Arkaş’ı da kürsüye çıkardılar.

Kim bu katil?

1991 yılında İstanbul Bakırköy’deki Çetinkaya mağazasını yakarak 12 vatandaşımızın ölümüne neden oldu.

Ölenlerin sekizi kadın, biri 2 yaşında bir çocuktu.

Tam 33 yıl cezaevinde kaldı.

Son olarak da Öcalan’ın “İmralı Sekretaryası” diye adlandırdığı grubun içerisinde yer aldı.

Bir yıl önce de tahliye edildi.

★★★

İşte; bu katil toplanan kalabalığa aynen şunları söylemiş:

“Yeni çözüm sürecine ilişkin ‘çerçeve yasa’ gecikti. Dönüp dolaşıp pişmanlık yasasına gelecekseniz, durup bize bakın... Meydandaki on binlere bakın... Bizde pişman olmuş bir hal var mı?”

★★★

İlk günden beri söylüyorum; bu sürecin gerçek adı “Teröristle Pazarlık Süreci”dir...

Mimarı da her seçim öncesinde muhalifleri “PKK’yla işbirliği yapmakla” suçlayan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve ortağı AKP’dir.

Yok; terör örgütü silah bırakmış da...

Yok; bölgeye ve ülkeye huzur gelmiş de...

Yok; PKK resmen tasfiye edilmiş de...

Alın size gerçek!

Ne diyor, 12 kişinin katili?

“Bizde pişman olmuş bir hal var mı?”

Ne demek bu?

“Dün yaktım yine yakarım!”

“Dün öldürdüm, yine öldürürüm...”

★★★

İşte; bu adamlarla masaya oturan...

“Gerekirse İmralı’ya ben giderim” diyen...

“Öcalan’a statü verelim” diye tutturan Devlet Bahçeli, bu adamları yeniden ülkenin başına bela ediyor!

Onların tek amacı var:

“Bebek katiline özgürlük...”

Ne barış umurlarında, ne de huzur!

Silahı gerçekten bırakacaklarını sanmak için de insanın aklını peynir ekmekle yemiş olması gerekir.

★★★

Teröristle pazarlık eden devlet, yenilgiyi kabul eden devlettir.

Devleti bu hale düşüren “Devlet Bey”e ve yol arkadaşlarına sesleniyorum:

Katil soruyor, “Bizde pişman olmuş bir hal var mı?” diye...

Hepinize meydan okuyor...

Ne diyorsunuz?

Butlancı ‘kene’ler!

Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Kadir İnanır’ın cenazesinde yuhalanmasıyla ilgili dünkü yazımda, “Partiyi babalarının çiftliği sanan eski keneler” diye bir tanımlama yapmışım...

Sen misin yapan?

CHP’nin kanını emen bu kenelerden biri, kendince çok ağır (!) bir e-posta göndermiş...

Özetle “Biz kene değiliz” diyoruz...

Ben öyle düşünmüyorum:

Partiden tüm Atatürkçüleri atar-kene...

Belediye başkanlığı ve milletvekilliği koltuğunu para karşılığı satar-kene...

Kara çarşafa rozet takar-kene...

Yobazları kadın kontenjanından genel başkan yardımcısı yapar-kene...

Yüz yıllık partinin temeline dinamit koyar-kene...

Partinin emekçileri, milletvekilleri polis zoruyla, gaz bombasıyla Genel Merkez’den çıkarılırken keyifle güler-kene...

Yeni Akitçi sarışının ikram ettiği baklavaları büyük bir iştahla yer-kene...

Siz hep oradaydınız kan emici keneler...

Bari aslınızı inkar etmeyin:

Durur-kene, oturur-kene, yürür-kene...

Hep bu yazı gelsin aklınıza...

Brandalar ve gerçekler!

Cumhurbaşkanı büyük depremin yıl dönümünde Hatay’a gidecekti... Üç yıldır dokunulmayan enkazların önüne branda çektiler!

Yıkık binaların, köprülerin sağlam hallerinin fotoğrafları ya da çizimleri vardı bu brandalarda...

Cumhurbaşkanı o yollardan geçti, tertemiz kentle gurur duydu...

“Kısa zamanda bunca işi yaptık” diye böbürlendi.

★★★

Hadi; bunu anlarım!

Beceriksiz siyasetçi ve bürokrat kadrosu, koskoca Cumhurbaşkanı’nı kandırdı...

Peki; önümüzdeki günlerde Ankara’da yapılacak NATO zirvesi için Ankara’nın gecekondu semtlerini gizleyen panoları kim, neden koydu?

Trump’ı mı kandıracağız?

Kandırınca elimize ne geçecek?

O ve diğer liderler Türkiye’nin ne kadar gelişmiş olduğunu mu düşünecek?

★★★

Peki; rakamları nasıl gizleyeceğiz?

Açlık rakamlarını...

Yoksulluk rakamlarını...

İşsizlik rakamlarını...

Enflasyon ve milli gelir rakamlarını...

Bu rakamlarla istediği gibi oynayan TÜİK, gelen liderlerin önüne kendi ekipleri tarafından konulan gerçek rakamları okumalarını nasıl önleyecek?

★★★

Yoksulluğumuzu örtmek değil...

Önlemektir iktidarın görevi!

Ama... Gördüğünüz gibi:

Kimin umurunda?

GÜNÜN SORUSU

Komedyen Deniz Göktaş hakkında “dini değerleri alenen aşağılama” suçundan soruşturma açıldı. Sorum savcı beylere: Neden alenen aşağılama diye vurguluyorsunuz? Yoksa... Gizli gizli aşağılamak, dini kullanarak halkı kandırmak, insanları sömürmek suç sayılmıyor mu?