
Kalabalık bir evde büyüdüm ben. Anneannemin kucağında, dedemin omuzunda.
Babam futbolcu olduğu için kampları olurdu, diğer zamanlarda da annemle bir güzel gezerlerdi.
Anneannem, dedem, dayılarım, kardeşim... TRT’nin hepimizin kanalı olduğu günler.
Ailece seyredilen Zeki Metinler, haftada bir en şık kıyafetlerimizi giyip gittiğimiz tiyatrolar, sinemalar...
Nişantaşı Teneke Mahallesi’nde yaptırılıp, zevkle uçurulan uçurtmalar...
Yıldız Parkı’nda plastik topla voleybol oynanan şahane piknikler...
Akşamın bir saati gidilen Vefa Bozacısı, şimdi artık belki bir tane kalan Venüs’ün çikolatalı dondurması...
Meyve suyunun, gazozun tadı, anneannemin biber, patlıcan kızartmasının kokusu...
O kızartma yaparken, masanın üzerinde oturup babamın maçlarını izleyişim...
Çocukluğun bir kokusu var. Ona anı diyoruz. Hiç kaybolmayan mis gibi bir koku...
İşte o kokulardan biriydi Adile Naşit.
Uykuya dalmadan önce son duyduğumuz sesti.
‘Haydi kuzucuklarım yatağa, uyuyun da büyüyün’ diyen sesi hala kulaklarımda.
İyi çocuklar olmamız için verdiği öğütler, neşeli halleri, ne çok emeği var çocukluğumuzda...”
Şimdi 53 yaşındayım. Benim yaşımdakilerin hayatında bir bölümdür ‘Uykudan Önce’...
Ne genç ölmüş Adile Naşit, 57 yaşındaymış.
Onu anlatan belgeselin haberini alınca o günlere gittim, paylaşmak istedim.
5 Aralık’ta hem de Çağan Irmak’ın yönettiği, sevgili Nermin Yıldırım’ın senaryosunu yazdığı ‘Adile’ vizyona giriyor. Adile Naşit’i Meltem Kaptan canlandırıyor, filmde Tülin Özen, Seda Bakan ve Serhat Tutumluer gibi isimler de var, Kemal Sunal, Gazanfer Özcan, Tarık Akan gibi birçok sanatçıya hayat veriliyor.
Usta oyuncunun etkileyici hikayesi, kahkahası ve güçlü duruşunun yansıtıldığı filmde, Adile Naşit’in sektöre adım atarken karşılaştığı tüm zorluklara rağmen yılmadan ilerleyişi, “yapamaz” denilen her şeyi başararak sahnelerin en sevilen yüzlerinden birine dönüşmesi anlatılıyor.
Her gün başka bir acı yaşadığımız, tüm etik değerleri yitirdiğimiz, birbirimizden neredeyse nefret eder hale geldiğimiz bugünlerde herkes bu filme gitsin isterim.
Türkiye’nin naif dönemlerini görsün. Nasıl güldüğümüzü hatırlasın. Gülmekten utanmadığımız, gülmenin de direnmek olduğunu...
Orta sınıftık biz... Çökertilmeden önce böyle yaşardık. Nezih zevklerimiz vardı, bir ahlakımız, tutarlılığımız... Eğitimi önemserdik, belirsizlikten ürkerdik.
Adile Teyzelerimiz, Perihan Ablamız, Münir Özkullarımız, Kemal Sunallarımız, Hulusi Kentmenlerimiz vardı.
Filiz Akınlarımız, Fatma Giriklerimiz...
Hababam Sınıfımız, Neşeli Günlerimiz, Renkli Dünyalarımız...
Vicdanımız, dayanışma duygumuz, iyi niyetimiz.
Adile Naşit bana çok şey anlatıyor, eminim size de öyledir.
PENİSİLİN NASIL BULUNDU?

İnsanlar bugüne kadar bina niyetine koca koca yanlışlar inşa etmekten müzikal talihsizliklere kadar, muhtemelen hiç duymadığınız, çeşit çeşit ve inanılmaz hatalar yaptılar... Bu hatalardan bazıları hiç yapılmamış olsaydı, hayatlarımız çok farklı olurdu! Alexander Fleming’in penisilini, laboratuvarını derli toplu tutmayı ihmal etmesi sayesinde yanlışlıkla keşfettiğini biliyor muydunuz? Ya da meyveli çubuk dondurmayı 11 yaşındaki bir çocuğun tesadüfen icat ettiğini? Peki ya bir kimyacının yakıcı başarısızlığının ilk kibritle sonuçlandığını? Bu haftanın kitap önerisi çocuklarınızla birlikte okuyabileceğiniz, Natalie Labarre’ın yazıp, Gosia Herba’nın resimlediği ‘Penisilin Nasıl Bulundu? Ve Muhtemelen Hiç Duymadığınız Başka İnanılmaz Hatalar’ olsun.