İsimleri çok sevimli olsa da bir suç makinesi onlar.
Daltonlar, Red Kitler, Casperlar...
Yeni nesil mafya örgütleri deniyor, daha çok sokak çetesi olarak başlıyor, başımıza bela oluyorlar.
‘Casperlar’ adlı silahlı suç örgütüne yönelik soruşturmada 145’i tutuklu 223 sanık hakkında 839 sayfalık iddianame hazırlandı.
Örgütün 5 ilde 7 cinayet ve 116 ayrı eyleme karıştığı belirlendi.
İddianamede, 15-25 yaş arasındaki gençlerin para vaadi ve sosyal medya üzerinden örgüte dahil edildiği, silahlanmadan haraç ve yağmaya kadar suç ağı kurulduğu vurgulandı.
İddianamede, etkin pişmanlıktan yararlanan bir isim var. Ö.A...
İfadesinde ‘dayı’ lakaplı bir kişiden bahsediyor.
Dayı, Ö.A.’yı arıyor ve ona “Paraya ihtiyacın olduğunda bana söyle, sana yardımcı olurum ve bana yolunu kaybetmiş gençler bul” diyor.
Örgüte yaşları 15’ten başlayan birçok genç katılıyor.
Motivasyonları para...
Mahalle aralarından ziyade sosyal medya üzerinden örgütleniyorlar.
Tek kurşun için 10 bin ile 50 bin lira arası ücret alıyorlar.
Bir genç için, hele ki cebinde kahve içecek parası olmayan bir genç için büyük para.
Gençler elimizden bir bir gidiyor.
Bu köşede onların ihtiyaçlarını, hayata dair umutlarının giderek söndüğünü birçok kez okudunuz.
Bu ülkede fırsat eşitsizliği var.
Gençlerin düşünceleri saygı görmüyor, onlara “Sen bilmezsin” deniliyor.
Hayal kurma hakkı vermiyor.
Ellerinde telefonla sosyal medyanın onlara sunduğu çok zengin bir hayatın içinde varoluş sorunu yaşıyorlar.
Her açıdan zenginliği görüyor ama ulaşamıyorlar.
Kendilerini eşit hissetmiyorlar.
Aileler yaşam savaşı içinde çocuklarına yeterince ilgi gösteremiyor.
Birbirlerinden etkileniyorlar.
Yaptıkları işin sonunun nereye gideceğini bilmiyorlar.
Hem zaten görüyorlar, suç işleyen ağababalar elini kolunu sallayarak dolaşıyorlar.
Belki o günü kurtarmak, belki ailesine katkıda bulunmak, belki bir marka ayakkabı almak, bazı yaşıtlarıyla kendilerini eşitlemek istiyorlar.
Kendilerini güçsüz hissettikleri anda, altlarına çekilen motosikletler ve ellerine tutuşturulan silahlarla filmlerdeki
‘güçlü abileri’ gibi hissediyorlar. En güzel kızlar onlara bakacak, en güzel kıyafetleri giyecek, günün birinde en güzel arabalara bineceklerini düşünüyorlar.
Biz onların doğru hayal kurmalarını sağlayamadığımız için çocuk kalpleri ve akıllarıyla bu yollara giriyorlar.
Sonra üzerlerinde suç numaralarıyla emniyet tarafından ‘suçlu’ olarak fişleniyor, hayatının yolunu da çizmiş oluyorlar.
Sonra bir sokak çetesi liderinin “Bana yolunu kaybetmiş gençler bul” dediği cümlenin öznesi oluveriyorlar.
Ve tüm bunlar başlarına biz onlara iyi bir hayat sunamadığımız için geliyor.
Onlar suçlu oluyor, bize de “Ah vah” demek düşüyor.
Oysa sonunda olan hepimizin geleceğine oluyor.
Sahi suçlu kim?