Şimdiki gençler bilmez; eskiden mektup diye bir şey vardı...

Mektuplarda zarf değil, mazruf yani zarfın içine konulan şey önemliydi!

Mutlak butlan kararının ardından başlayan tartışmaları izliyorum da aklıma hep zarfla mazruf geliyor...

Zarf, CHP...

Mazruf ise Atatürk’ün kurduğu bu partinin ilkeleri, ideolojisi, hedefleri...

Belli ki iktidarı elinde tutanlar, CHP’nin birinci parti olduğunu kabul ettiler.

O yüzden pusu üstüne pusu atıyorlar...

Ellerinden gelen her türlü kötülüğü yapıyorlar.

Bunun için de bazı “kötü, sabıkalı ya da korkak postacıları” teslim almış durumdalar.

Amaç, zarfın adrese ulaşmaması...

Bunun için ellerinden geleni yapıyorlar; zarfın üzerindeki adresi karalıyorlar.

★★★

Peki; bu durumda ne yapmalı?

Önemli olan mazrufu hedefe ulaştırmak; yani CHP’nin ilkelerini, ideolojisini iktidar yapmaksa...

Yeni bir zarf bulacak, adresi yeniden yazacak, doğru postacıların elinde hedefe ulaştırmaya gayret edeceksin!

★★★

Sözü uzatmayacağım...

Yok butlanmış, itirazmış, YSK’ymış, Yargıtay’mış, kurultaymış...

Bunların hepsi zaman kaybı... Zaman kaybı da her an için “iktidar şansını kaybetme” riskine dönüşebilir.

Bırakın adresi karalanmış zarfla; kötü postacılar, kötü kişilere hizmet etmeye devam etsin...

Yapılacak şey, bugünden tezi yok, hemen yeni bir zarf açmak, yani yeni bir parti kurmaktır.

★★★

Bugün itibarıyla ülkemizdeki kayıtlı seçmen sayısı 61 milyon kişiyi geçti... Bunun en az 35 milyonu iktidar karşıtı!

Yapılacak tek şey, bunca insanı beklediği mektuba ulaştırmak!

Bunun için de zarfı yenilemek...

CHP elbette hep bizim gönlümüzde... Günü geldiğinde de bugünkü işgalciler gidecek ve yine bizim partimiz olacak...

Ancak bugün onun tabelasından daha önemli olan ilkeleri ve ideolojisi...

Hadi Özgür Bey...

Bırakın kötü adamlar kendi pisliklerinde boğulsunlar...

Biz, mazrufa yönelelim!

Başı sağ olsun!

O, yıllarca “Atina’dan bildiren adam”dı...

Sonra 90’lı yıllarda Show TV’nin ana haberlerini sundu. Kendine özgü üslubuyla kimi zaman güldürdü, kimi zaman da sinirlendirdi.

Tünel kazıp cezaevinden kaçan bir hükümlüye; yakalandıktan hemen sonra, “Tüneli kaçmak için mi kazdınız?” diye sordu.

Karısı tarafından bıçaklanan adama, “Efendim karınız sizi bıçaklarken orada mıydınız?” dedi.

Bir kazada hayatlarını kaybedenlerin ardından, “Ölenlerin başı sağ olsun” dileğinde bulundu.

Alparslan Türkeş’in cenaze töreninin haberini verirken, “Törende sayıları on binin üzerinde, yedi bin güvenlik görevlisi vardı” diyerek, haberciliğin tüm kurallarını ayaklar altına aldı.

Kaçırılıp arabanın bagajına kapatılan bir taksi şoförünü, “Olay sırasında neredeydiniz?” diye köşeye sıkıştırmaya bile çalıştı.

Bir trafik kazasında ciddi şekilde yaralanan bir adamı canlı yayına çıkarıp, “Acı var mı, acı?” diyerek Türk televizyonculuk tarihine geçti.

Konuk ettiği sanatçı Arif Sağ’ı, Arif Dağ diye sundu...

★★★

Televizyon haberciliğini kimilerine göre “yozlaştıran”, kimilerine göre de “eğlenceli hale getiren” Reha Muhtar’dan söz ediyorum.

Gerek televizyonculuğuyla, gerekse ilişkileriyle yirmi yıl boyunca en çok konuşulan isimlerden biriydi.

Dün gece Bodrum’da tedavi gördüğü hastanede vefat etti.

Vatan gazetesinde beş yılı aşkın bir süre birlikte çalıştık.

Onu her gördüğümde içimden, “Ne kadar yorgun görünüyor” diye geçiriyordum.

Umarım özlediği huzuru bulmuştur.

Türkiye, bir rengini daha kaybetti.

Yakınlarına ve sevenlerine sabır dilerim.

Kendisini, onun üslubuyla uğurluyorum:

Başın sağ olsun Sevgili Reha!

263 yıl yetmez, asın!

Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan kamu gücünü kullanarak haksız gelir elde etmekle suçlanıyor ya... Savcılığın hazırladığı iddianame dün mahkeme tarafından kabul edildi.

Özcan hakkında 263 yıla kadar hapis cezası istendi...

★★★

Mersin’de dokuz yıl önce Feray Şahin isimli genç bir kadını öldüren polis, iyi hal indirimiyle 5 yıl 3 ay hapisle cezalandırıldı. Sadece bir buçuk yıl cezaevinde yattı.

Şimdi aramızda dolaşıyor.

Aynı ülkenin bir başka mahkemesi, üniversite öğrencileri için bağış toplamaya çalışan CHP’li Belediye Başkanı’nı 263 yılla yargılıyor!

Ben böyle adalete... Teessüf ederim.

(Başka bir şey yapamam; çünkü benim için de 263 yıl hapis isteyebilirler...)

GÜNÜN SORUSU

Yüksek Seçim Kurulu, CHP’nin mutlak butlan kararına ilişkin yaptığı başvuruyu neden reddettiğini açıklamış. “Mahkeme kararlarını denetleyemeyiz” demiş... Sorum Kurul üyelerine:

İyi de kararlarınızın kesinliği tartışılmaz olduğu halde mahkemelerin sizin kararınızı denetlemesine ve hatta yok saymasına ne diyorsunuz?