İnsanlık tarihi boyunca iktidarlar yalnızca toprakları yönetmek istemedi, bilgiyi de yönetmek istedi.
Çünkü bilgi güçtür.
İnsanların neyi bileceğine, neyi konuşacağına ve neyi sorgulayacağına karar vermek, çoğu zaman ordulardan bile daha etkili bir güç sağlar.
İşte sansürün tarihi de tam böyle başladı.
★★★
İlk yazılı belgelerden beri yöneticiler hoşlarına gitmeyen bilgileri yasakladı, kitapları toplattı, yazarları sürgüne gönderdi.
Matbaanın Avrupa’da yayılmasıyla birlikte bilgi ilk kez geniş kitlelere ulaşmaya başlayınca sansür de sistemli bir devlet politikası hâline geldi.
Kilise, krallıklar ve imparatorluklar yüzlerce yıl boyunca hangi kitapların okunacağına, hangi düşüncelerin dile getirilebileceğine karar verdi.
Tarih bunun sayısız örnekleriyle doludur.
Sokrates düşüncelerinden dolayı ölüme mahkûm edildi, Galileo bilimsel görüşleri nedeniyle Engizisyon tarafından yargılandı. Yüzyıllar boyunca kilisenin hazırladığı yasak kitaplar listesine yüzlerce eser girdi. 1933’te Nazi Almanyası’nda binlerce kitap meydanlarda yakıldı, Sovyetler Birliği’nde muhalif yazarlar susturuldu.
★★★
Osmanlı’da da durum farklı değildi. Özellikle II. Abdülhamid döneminde gazeteler sıkı denetim altına alındı. “Hürriyet”, “ihtilal”, “grev” gibi bazı kelimelerin kullanılmasının bile sakıncalı görüldüğü dönemler yaşandı.
Gazeteler basılmadan önce denetleniyor, uygun görülmeyen bölümler çıkarılıyor, bazı gazeteler tamamen kapatılıyordu.
Cumhuriyet döneminde ise farklı dönemlerde farklı gerekçelerle benzer uygulamalar devam etti.
Darbe dönemlerinde gazeteler kapatıldı, gazeteciler gözaltına alındı, kitaplar toplatıldı.
Demokratik dönemlerde bile basın üzerindeki siyasi, hukuki ve ekonomik baskılar hiçbir zaman tamamen ortadan kalkmadı.
★★★
Her dönemde olduğu gibi bugün de sansür farklı biçimlerde varlığını sürdürüyor.
Artık gazeteler toplatılmıyor ya da kitaplar yasaklanmıyor ama haberlere erişimin engellenmesi, internet sitelerinin kapatılması, sosyal medya paylaşımlarının kaldırılması, ekonomik baskılar ve ilan kesintileri bilgi akışı sınırlandırabiliyor.
Görünmez algoritmalar hangi haberin milyonlarca kişiye ulaşacağını belirliyor.
Bazı haberler hiç kaldırılmadan görünmez hâle getiriliyor.
★★★
Sansür yalnızca gazetecinin sorunu değildir.
Çünkü sansürlenen her haber, gerçeğe ulaşamayan milyonlarca insan demektir.
Vatandaş doğru bilgiye ulaşamazsa yanlışları denetleyemez ve hesap soramaz.
Basının görevi yalnızca haber vermek değil, kamu adına iktidarı denetlemektir. Bu görevin zayıfladığı yerde demokrasi de zayıflar.
★★★
Ülkemizde 24 Temmuz, 1908 yılında gazetelerin ilk kez sansür memurlarının onayını beklemeden basılması nedeniyle Gazeteciler ve Basın Bayramı olarak kutlanır.
Bu tarih, basında sansürün kaldırılışının simgesi olarak kabul edilir.
Ancak aradan geçen bunca zamana rağmen basın özgürlüğü tartışmaları hiç sona ermedi.
★★★
Teknoloji değişiyor, gazeteler dijitalleşiyor, iletişim araçları dönüşüyor. Ama sansürün mantığı hiç değişmiyor. Bilgiyi kontrol eden, toplumu da kontrol ediyor.
Oysa tarih defalarca gösterdi ki gerçek, gecikebilir ama sonsuza kadar susturulamaz.
Basının susturulduğu yerde yalnız haberler değil, toplumun gerçekleri öğrenme hakkı da engellenmiş olur.