Bazı insanların her işi zamanında yapmasına hayranım.
Faturalarını son günü beklemeden yatırırlar, seyahatten günler önce bavullarını hazırlarlar, yapılacaklar listesini çıkarıp tek tek üzerini çizerler.
Maalesef ben onlardan değilim.
Benim önümde bir hafta varsa, o işin yapılması için daha altı günüm var demektir. Altı gün varsa beş günüm, beş gün varsa dört günüm...
Sonunda bir bakarım, yarına yetişmesi gereken iş hâlâ önümde duruyor.
Seyahate çıkılacak, bavul son anda yapılır. Pasaport son anda kontrol edilir. Faturalar son gün yatırılır. Yapılması gerekenler türlü bahanelerle ertelenir.
İşin ilginci, ben ertelerken boş durmam.
Mesela bu yazıyı yazmak için sabahtan beri evde dolanıp duruyorum. Bir şeyler atıştırdım, maillerime baktım. Arada etrafı topladım, çiçekleri suladım. Bir duş aldım. Kahve yaptım. Sosyal medyada biraz vakit geçirdim, Kelimelik oynadım.
Yani yazı yazmak dışında her şeyi yaptım.
★★★
Yazacağım, yazacağım da bir türlü başlayamıyorum.
Çoğumuz buna tembellik ya da vurdumduymazlık diyebilir. Oysa psikolojide bunun bir adı var. Erteleme, yani “procrastination”.
Öğrenince biraz rahatladım. Hiç değilse tembel değilmişim!
Bundan sonra vaktinde yetiştiremediğim bir şey olursa “Kusura bakmayın, bende procrastination var” diyeceğim.
İngilizcesini söylemek her zaman daha havalı oluyor.
★★★
Şaka bir yana, erteleme davranışı aslında bir hastalık değil. Ancak sürekli hale geldiğinde insanın işini, okulunu ve günlük hayatını ciddi biçimde etkileyebiliyor.
Erteleme davranışının temeli genellikle tembellik değil, aksine mükemmeliyetçilik, başarısızlık korkusu, motivasyon eksikliği, yapılacak işin gözümüzde fazla büyümesi, nereden başlayacağımızı bilememek ya da o işi yapmak istememek gibi birçok neden olabiliyor.
Erteledikçe iş aynı yerde duruyor ama bizim kafamızdan hiç çıkmıyor.
Çünkü ertelemek işi ortadan kaldırmıyor. Sadece yapılacak işi gelecekteki hâlimize devrediyoruz. Böyle olunca da bir tarafta yapılmamış iş dururken diğer tarafta onun yarattığı suçluluk ve stres büyüyor.
★★★
Neyse ki bunun için önerilen yöntemlerden biri oldukça basit.
Sihirli kelime, başlamak.
Büyük hedefler koymak yerine işi küçücük parçalara bölmek ve yalnızca ilk adımı atmak gerekiyor.
“Bu yazıyı bugün bitireceğim” demek yerine “Bilgisayarı açıp ilk paragrafı yazacağım”, “Evi baştan aşağı temizleyeceğim” yerine “Önce şu odayı toplayacağım” demek daha çok işe yarıyor. Çünkü çoğunlukla en zor bölüm işi yapmak değil, işe başlamak.
Bir kere başladığınızda devamı daha kolay geliyor. Yarım kalan işler zihnimizi meşgul ettiği için başladığımız işi tamamlama isteğimiz de artıyor.
Ben de sonunda bilgisayarın başına oturup yalnızca ilk cümleyi yazmaya karar verdim. Sonra ikinci cümle geldi. Arkasından üçüncü... Bir baktım yazı bitmiş.
Demek ki bütün mesele gerçekten başlamakmış. Şimdi sıra sabahtan beri ertelediğim diğer işlerde.
Ama önce bir kahve içeyim.
Onlara da birazdan başlarım...