Siz de benim gibi vıcık vıcık aşklardan bıktınız mı? Ben gerçekten bıktım.
Televizyonda severek seyretmeye başladığım diziler beni aşktan soğuttular! Aşk görünce kanal değiştirecek hale geldim.
Çünkü dizilerde anlatılan aşklar öyle abartılı, öyle yapay, öyle gerçek hayattan uzak ki bunları seyredip beyinleri yıkanan gençlerimizi gerçek hayatta büyük bir hayal kırıklığı bekliyor.
★★★
Ekranda aşk diye sunulan şey çoğu zaman bir masal. Üstelik bu masalın kahramanları da neredeyse hep aynı.
Bir tarafta zengin, yakışıklı, güçlü, başarılı ve karizmatik bir adam...
Diğer tarafta fakir ama saf, sakar, şaşkın ve nedense hayatta hiçbir ciddi derdi olmayan genç bir kız...
Bu kızlar öyle temiz ve saflar ki sürekli kendi kendilerine konuşuyor, her şeye şaşırıyor, her yere çarpıyor, yanlış anlıyor, yanlış yapıyorlar. Ama ne yaparlarsa yapsınlar çok sevimliler.
Bir de hangi dünyadan geliyorlarsa parayla hiç işleri güçleri yok! Varsa yoksa aşk!
★★★
İşin daha ilginç tarafı, o zengin, güçlü, yakışıklı adamlar da yanlarındaki güzel, eğitimli ve güçlü kadınlardan bir o kadar uzak, bir o kadar bıkkınlar!
Yanlarındaki kadınlarsa güzelliklerine rağmen ne kadar kaliteli ve eğitimli olurlarsa o kadar kötü kalpliler! İşleri güçleri sevenleri ayırmak, kötülük yapmak...
Aslında burada verilen mesaj çok açık. Kadında zekâ kötülüğü getirir. Akıllı ve eğitimli kadınlardan uzak duracaksın!
Saf, şaşkın ve erkeğin korumasına ihtiyaç duyan kadın makbuldür.
Acaba bu, bir içgüdüsel çekim mi? Yoksa erkekler hep ezip yönetebilecekleri kadınları mı beğeniyorlar?
Yoksa bunun böyle olması gerektiği mi beyinlerimize işleniyor?
★★★
Unutmayın, ekran yalnızca eğlendirmiyor. Tekrar tekrar aynı hikâyeyi anlattığında neyin normal, neyin güzel, neyin arzu edilir olduğuna ilişkin algımızı da etkiliyor.
Genç bir kız yıllarca “Bir gün biri gelecek ve hayatımı değiştirecek” hikâyeleriyle büyürse kendi hayatını değiştirmek için neden uğraşsın?
Genç bir erkek de sürekli güçlü ve bağımsız kadınların soğuk, hırslı ve sorunlu olduğuna ikna edilirse güçlü kadınlardan neden çekinmesin?
★★★
Elbette ev kadını olmak da bir iştir, hem de emek isteyen bir iş.
Ancak ekonomik bağımsızlık başka bir şeydir.
Çalışmak yalnızca para kazanmak değildir. Üretmek, kendini geliştirmek, insan içine karışmak, kendi kararlarını verebilmek ve gerektiğinde kimseye muhtaç olmadan hayatını sürdürebilmektir.
Kendi ayaklarının üzerinde durabilmek insana yalnızca para değil, özgürlük de kazandırır.
★★★
Maalesef gerçek hayatta karşımıza dizilerdeki gibi kusursuz insanlar çıkmıyor.
Sorunları var, borçları var, aileleri var, kötü huyları var. Sabahları huysuz uyanıyorlar, bazen yanlış konuşuyorlar, bazen romantik olmayı unutuyorlar.
Kimse yirmi dört saat karizmatik değil. Kimse her zaman anlayışlı değil. Kimse kusursuz değil.
Zaten mesele kusursuzu bulmak da değil. Mesele, kendi hayatınızın iplerini elinize alabilmek.