Cumhuriyet’ten önce bir özel girişimciye ait un fabrikasıydı. 1926’da kamulaştırıldı ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün imzaladığı kararnameyle İzmir Belediyesi mülkiyetine geçti.

Önceleri belediyenin hizmet binası olarak kullanıldı.

12 Eylül darbesi sonrasında İzmir Belediye Başkanlığı’na atanan Cahit Günay tarafından İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne tahsis edildi.

Ama mülkiyeti, belediyenin elinden almayı onlar bile akıl edemedi!

★★★

O bina, o yıllarda devletin “asık yüzü”ydü...

Bütün siyasi davalar burada görüldü.

Kalemler burada kırıldı.

Gencecik umutlar, idealler burada söndürüldü.

DGM’ler kapatılınca, bina yine İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne geçti.

Dönemin CHP’li Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu tarafından 2017 yılında büyük bir restorasyondan geçirilerek Meslek Fabrikası’na dönüştürüldü.

★★★

İyi de... Ne yapar bu fabrika?

Meslek sahibi birey yetiştirir...

Amacı, İzmir halkının refah düzeyini yükseltmektir. Bunun için ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapılarak, eleman ihtiyacı duyulan alanlar belirlenir ve buna yönelik kurslar açılır...

Kursiyerlerden beş para alınmadığı gibi bir de kursa katıldıkları sürece hatırı sayılır bir tutarda “kurs maaşı” verilir.

★★★

Bilişim teknolojisi, makine teknolojisi, tesisat teknolojisi, iklimlendirme, endüstriyel otomasyon teknolojisi, inşaat teknolojisi, metal teknolojisi, büro yönetimi ve sekreterlik, giyim üretim teknolojisi, hukuk, el sanatları teknolojisi, yiyecek, içecek hizmetleri, yabancı diller, çocuk gelişimi ve eğitimi, hasta ve yaşlı hizmetleri, bahçecilik, temizlik, güzellik, saç ve bakım hizmetleri, kişisel gelişim, ulaştırma, konaklama ve seyahat hizmetleri, sigortacılık hizmetleri...

Bu Meslek Fabrikası bugüne kadar bu alanların tamamında binlerce “işinin ehli ustalar ve sanatçılar” yetiştirdi...

On binlerce insan bugün bu “fabrika” sayesinde geçimini sağlıyor.

Yani bir diğer deyişle “devlet”in yapamadığını belediyeye ait bu “fabrika” yaptı.

★★★

Yukarıdan gelen “Silkeleyin” talimatından sonra burası da birilerinin aklına geldi.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bu tapulu mülküne dün yüzlerce polis baskınıyla el konuldu.

Yani çöküldü.

Diğer bir deyişle Atatürk’ün imzasına çöküldü...

Onun verdiği emir tam 100 yıl sonra yok sayıldı.

Direnenlere biber gazı sıkıldı!

Neymiş; binanın mülkiyeti AKP iktidarının kontrolündeki Vakıflar Genel Müdürlüğü’ndeymiş...

★★★

Sultan Süleyman’a bile kalmayan bu dünya, kimseye kalmaz!

Zalimin zulmü de üstünden asırlar geçse, unutulmaz...

Orada sanat, zanaat ve bilim öğrenen insanlara başka bir yer bulunur bulunmasına da...

Bu nankörlüğe, kanunsuzluğa, edepsizliğe izah bulunmaz!

Paramparçaaaaaa!

MHP Genel Başkan Yardımcısı Dr. İzzet Ulvi Yönter, yakın zamanda bu görevinden istifa etti.

Kimilerine göre istifa etmedi; görevi bırakması istendi.

Bu ayrılıkta parti içinde çıkan bir kavganın etkili olduğunu artık çocuklar bile biliyor.

Aslında mesele, kelimenin tam anlamıyla bir “koltuk kavgası...”

Devlet Bahçeli’den sonra, onun oturduğu koltuğun en güçlü adaylarından biri olan Yönter, böylece tasfiye edilmiş oldu.

★★★

Dün, MHP’deki bu depremin artçısı sayılabilecek yeni gelişmeler yaşandı.

İstanbul il ve 39 ilçe örgütünün yöneticileri dün Genel Merkez tarafından feshedildi.

Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, her ne kadar parti tüzüğünün maddelerinden söz etse de; amaç belli: Feshedilen örgütlerin, Dr. İzzet Ulvi Yönter’e yakın olması...

★★★

Peki; şimdi ne olacak?

Falcı olmaya gerek yok!

Bugüne kadar bünyesinden bir çok siyasi parti çıkaran ve Teoman’ın meşhur şarkısındaki gibi “paramparça” olan 
MHP, yeni bir parti daha doğuracak...

Ve şu anda hala siyaset yarışında birbirlerine rakip olan MHP’ye, İYİ Parti’ye, Zafer Partisi’ne ve Anahtar Parti’ye rakip beşinci bir parti kurulacak...

★★★

Bugün günlerden 7 Nisan 2026, Salı... Seçimlere daha iki yıl var. Bugünden iddia ediyorum:

Ülkemizde yüzde 20’ye yakın bir oy potansiyeli bulunan “milliyetçi partiler”, önümüzdeki ilk seçimde yüzde 7’lik barajı aşıp Meclis’e bile giremez...

★★★

Benim için dert mi?

Ya... Ne demezsiniz!

GÜNÜN SÖZÜ

SÖZCÜ’nün haberine göre PKK’nın elebaşı Abdullah Öcalan’ın Şanlıurfa’nın Ömerli köyündeki doğduğu evin müze yapılması isteniyormuş... Sorum bu projeyi hayata geçirmeye soyunanlara:

Adı ne olacak, Katliam Müzesi uygun mu?