Gün geçmiyor ki yeni teknolojilerle hayatımıza kolaylıklarla birlikte yeni korkular, stres ve endişe unsurları girmesin.

Bunlardan biri nomofobi yani cep telefonsuz kalma korkusu. Bu terim, İngilizcedeki ‘no mobile phone phobia’ kelimelerinin kısaltmasından türetilmiş.

Kişinin telefonundan ayrı kaldığında kaygı, huzursuzluk ve rahatsızlık hissetmesi anlamına geliyor. Bu durum, günümüzde giderek yaygınlaşan bir sorun.

Ayrıca yan etkileri de var.

Birçok kişi telefonu hiç titreşmediği hâlde titreşim hissettiğini ya da çalmadığı hâlde zil sesini duyduğunu sanıyor.

Hayalet titreşim sendromu ve hayalet zil sendromu olarak adlandırılan bu durumlar, dijital cihazların günlük yaşamımıza ne kadar derin yerleştiğinin göstergesi.

★★★

Ne yalan söyleyeyim, ben de telefonu evde unutunca kendimi çölde yapayalnız kalmış gibi hissetmiyor değilim.

Hemen aklıma bir sürü kötü senaryo geliyor. Ya yolda bir şey gelir de yardım isteyemezsem? Ya birine bir şey olur da bana ulaşamazsa?

Eskiden ezberimde birçok telefon numarası varken, şimdi sadece çocuklarımın ve kendi telefon numaramı biliyorum. Çünkü artık bütün numaralar akıllı telefonlarda kayıtlı.

Alarm kurmaktan hava durumunu kontrol etmeye, haber okumaktan sosyal medyada gezinmeye, fotoğraf çekmekten banka işlerini halletmeye kadar sayısız işi telefonla hallettiğimiz için teknolojiye olan bağımlılığımız gün geçtikçe artırıyor.

★★★

Teknolojiyle birlikte hayatımıza giren bir başka psikolojik sorun da siberkondri, yani internette sürekli hastalık araştırma eğilimi. Diğer bir ifadeyle dijital teşhis hastalığı.

Eskiden başımız ağrıdığında, cildimizde küçük bir leke çıktığında ya da kalbimiz birkaç kez hızlı attığında doktora giderdik. Bugün ise çoğumuzun ilk yaptığı şey Google’da ya da bir yapay zekâya sorarak araştırmak.

Dakikalar içinde onlarca farklı hastalıkla karşılaşıp, çoğu zaman internete girdiğimizden daha kaygılı çıkıyoruz.

Oysa arama motorları bize en olası ihtimali değil, en çok tıklanan veya en dikkat çeken sonuçları gösteriyor. Böylece basit bir belirti bile zihnimizde en kötü senaryoya dönüşebiliyor.

Hekimler ısrarla sağlık sorunlarına internetten teşhis koyup, çözüm bulmanın çok ciddi hatalara yol açabileceğini söyleseler de bunun önüne geçemiyorlar.

★★★

Üstelik bunlar yalnızca birkaç örnek.

Uzmanlar, dijital çağın beraberinde getirdiği başka davranış kalıplarını da tanımlıyor. İnternet bağımlılığı ve sosyal medya bağımlılığı bunların en yaygınları.

Sosyal medyada beğeni, yorum, takipçi sayısı ve bildirim döngüsü, beynin ödül sistemini sürekli uyararak insanların ekran başında giderek daha fazla zaman geçirmesine yol açıyor.

Son yıllarda sıkça konuşulan “brain rot” yani beyin çürümesi kavramı ise kısa, yüzeysel ve aralıksız içerik tüketiminin, özellikle gençler arasında, dikkat süresini kısalttığını, odaklanmayı zorlaştırdığını ve derin düşünme becerisini zayıflattığını anlatıyor.

★★★

Dijital çağ yalnızca yeni teknolojiler değil, yeni davranış kalıpları ve hatta yeni psikolojik kavramları da ortaya çıkardı.

Bunların ortak noktası, teknolojinin kendisinin değil, teknolojiyle kurduğumuz ilişkinin psikolojimizi değiştirmesi.

Görünen o ki, teknoloji yalnızca hayatımızı değil, korkularımızı da yeniden tasarlıyor.