Bu kez ne siyasi kulislere, ne dış politikaya ne de özel bir habere yer yok...
Tarihi önemde bir itiraza ayıracağım köşeyi.
İlk kez göreceğiniz bir fotoğraf karesi ile itiraza konu bir başka kare var altta...
Ulucanlar Cezaevi’nin o tarihe geçen günlerinden...
Şimdi müzeye çevrilen koridorlarının duvarında asılı.
Fotoğrafta dönemin Ulucanlar Cezaevi Savcısı Akkaymak, dönemin Cezaevi Müdürü Çelik var... Ve yanlarında öğretmen titriyle Ayşe Gürocak.
Tarih 1982.
Gürocak o günlerde ders vermek üzere gidiyormuş cezaevine, öğretmenlik yapmış orada tutulanlara...
Daha sonra Tunceli Milli Eğitim Müdürlüğü de yapmışlığı var Gürocak’ın, çok iyi hatırlayacağınız üzere DSP’den milletvekilliği de...
Gelelim bu satırların yazılma nedenine...
Birkaç gün önce telefonum çaldı, arayan Ayşe Gürocak idi.
Tüm nezaketi ile bir yanlışın düzeltilmesi gerektiğini anlattı, tarihi önemdeki ayrıntıları hatırlatarak, tanıklığını vurgulayarak...
Mesele belki basit gelebilir ya da olayın tanıklarına nazaran önemsiz bulunabilir.
Üzerimde kalmamalıydı bir gazeteci olarak...
Zira tarih doğru yazılmalı, tanıklıklar göz ardı edilmemeli. Önemine de tarih ve devlet karar vermeli.
Başlayalım.
Ulucanlar Cezaevi’nin restore edilerek müze ve kültür sanat merkezine dönüştürülmesi projesi Altındağ Belediyesi’ne verildi. Belediye 2009 yılında başlattığı restorasyon çalışmalarını 2010 yılında tamamlayarak, 2011 yılında cezaevi müze olarak kapılarını açtı.
Restorasyon da yapıldı son dönemde, çok konuşulacak adımlarla birlikte...
Yılın ilk günlerinde ise AA mahreçli bir haber geldi, Sözcü’de de yer buldu o haliyle...
Altındağ Belediye Başkanı Veysel Tiryaki, merhum başbakan Bülent Ecevit’e çocukluk yıllarında hediye edilen bir daktilonun Ulucanlar Cezaevi Müzesi’nde sergilendiğini duyurdu. Müthiş bir çalışmaydı bu kuşkusuz...
Hapis cezasını bir süre Ulucanlar Cezaevi’nde çeken Karaoğlan’ın tutuklu kaldığı döneme ait bazı kişisel eşyasının yanı sıra çocuk yaşta akrabası tarafından hediye edilen ve yaklaşık 70 yıllık olduğu belirtilen o meşhur Erika marka daktilosu da müzede sergilenmeye başlanmıştı böylece.
Yalnız buraya kadar hiçbir sorunun olmadığı haberde, Ecevit’in yattığı belirtilen yer “bilgi notuyla” gösterilmişti. Odasıyla, ranzasıyla... Belli ki bu nokta, merhum Karaoğlan’ın cezaevinde kaldığı yer olarak ziyaretçilere de anlatılıyordu.
Fotoğraftan da anlayacağınız üzere; o günlerin “öğretmen” tanığı Gürocak’ın aramasının sebebi tam da bu. Bir itirazı var.
Yapılan çalışanın çok kıymetli olduğunu belirten Gürocak, bu konudaki teşekkürünü hem belediyeye hem de çalışanlara sunduğunu anlatarak başladı.
Sonra konuya geldi...
Cezaevinde öğretmenlik yaptığı o günlerde efsane Ecevit’in de orada tutulmaya başlandığını öğrenmişti. Ziyaret etmek istemiş, başvurup izni almıştı.
Ecevit’i ziyaret ettiği yer eski bir revir bölümüydü aslında. Cezaevi içinde bir cezaevi gibiydi, diyerek anlattı tanıklığını. Hatta bir ara okul olarak da kullanılmıştı o bölüm...
Ecevit’i ziyaret ettiği o gün “Hiç değilse eskiden okul olan bir mekanda kalıyor” diyerek içini bir nebze rahatlatma çabasını da unutmamıştı.
İşte itirazının temelindeki tanıklık buydu...
Zira Gürocak, Ulucanlar Cezaevi Müzesi’nde Ecevit’in kaldığı yer olarak gösterilen bölümün gerçekle uyuşmadığını söyledi.
“Böyle dar koğuş şartlarında, herkesin tutulduğu gibi bir bölüm değildi” uyarısını yapıtı.
Merhum Başbakan’ın kaldığı yerde; büyük bir masa, üzerinde kitaplar ve bahse konu daktilo olduğunu anlattı. Odanın kalanını kaplayan iki koltuk ve bir somya yatak gördüğünü de hatırlatarak...
Özetle, bir devlet adamının cezaevinde kaldığı yerin böyle sunulmasına itirazı var...
“Bu en başta devletimize yapılan bir haksızlık olur” diyor...
Bana aktarmak düştü.
KÖŞENİN GÖZÜ

Yukarıdaki satırlardan sonra elbette o döneme ait fotoğraflar olacaktı burada... Hem Gürocak’ın bulunduğu ve şu an müze/cezaevi koridorlarındaki fotoğrafa hem de itiraz ettiği “gerçek dışı” dediği koğuş bölümüne yer veriyorum.
Bu tanıklık müze yönetimi tarafından “hakikate uygun” bulunup müzede değişikliğe gidilirse yine yer vermek üzere...

KÖŞENİN SÖZÜ
“Tarih sürekli öğretiyor ama çok öğrenci bulamıyor.” - Avusturya Atasözü.