Hüsnü Mahalli
1 Ekim 2021

Şimdi ne olacak?


Herkesin günlerdir beklediği ve üzerinde farklı yorumlarda bulunduğu Soçi toplantısı görünürde bir sonuç alınmadan bitti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Putin’in önceki toplantılardan farklı olarak ortak basın toplantısı düzenlemedikleri için  içeride nelerin konuşulduğunu ya da hangi konularda anlaşma sağlanıp sağlanmadığını bilen yok.

Görüşme sonrasında Başkan Putin, “Görüşme çok yararlı ve önemliydi” derken; Cumhurbaşkanı Erdoğan Twitter hesabından yaptığı açıklamada “Mevkidaşım Putin ile verimli bir görüşme yaparak Soçi’den ayrıldık” dedi.

Çok yararlı, önemli ve verimli”.

Özenle seçildiği anlaşılan bu üç sözcük her şeyi açıklar gibi.

Elbette iki ülke ilişkilerinde çok sayıda başlık var ama esas konunun İdlib olduğunu bilmeyen yok.

İdlib Suriye’nin bir kenti ve on binlerce Nusra teröristinin işgali altında.

Büyük olasılıkla Esad’ı destekleyen Putin “17 Eylül 2018 Soçi ve 5 Mart 2020 Moskova anlaşmalarının gereğini yapın ve İdlib’teki Nusra’cıları korumaktan vazgeçin” demiştir ama Erdoğan’ın nasıl bir yanıt verdiğini henüz bilen yok.

Bir kaç gün içinde durum netleşir diye düşünüyorum.

Büyük olasılıkla da Erdoğan her seferinde yaptığı gibi zaman kazanmaya çalışacaktır. Çünkü NewYork’da Erdoğan’la görüşmeyen Başkan Biden’ın bu görüşmeyi 30 Ekim’de Roma’da yapılacak olan G-20 toplantısında gerçekleştireceği söyleniyor.

Putin’le neyi nasıl konuştuğu ya da İdlib konusunda bir anlaşmaya varıp varmadığı belli olmayan Erdoğan’ın büyük olasılıkla adım atmak için 30 Ekim’i bekleyeceği kesin gibi görünüyor.

O tarihe kadar da Putin ya da Esad’ın İdlib konusunda ne yapacağı bilinmezken Biden bölge ülkelerinin nabzını yoklamaktadır.

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, Beyaz Saray Orta Doğu ve Kuzey Afrika Koordinatörü Brett McGurk ve ABD Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking’i Suudi Arabistan, BAE ve Mısır’a gönderen Biden Türkiye karşıtı bu üç ülke yöneticilerine önümüzdeki dönemle ilgili plan ve projelerini anlattı.

Suriye konuşulan en önemli konu.

Çünkü Suriye demek İran demek.

Suriye ve İran demek Lübnan, Yemen ve Filistin yani İsrail demek.

Tüm bunlar demek Türkiye demek.

Brett McGurk ise Türkiye’yi çok iyi bilen bir diplomattır ve uzun süredir Fırat’ın doğusu yani PYD/YPG ile ilgilidir.

Fırat’ın doğusu demek Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığı demek.

Ağırlıklı olarak da on binlerce teröristin barındığı İdlib demek.

Bu teröristler içinde binlerce Çeçen ve Uygur Türkü olunca konu Çin ve Rusya’yı ilgilendirir oluyor.

Erdoğan NewYork’da olduğu günlerde Erdoğan’ın danışmanı İbrahim Kalın’la Washington’da buluşan Sullivan büyük olasılıklı bu konuları konuşmuş ve Washington’un önümüzdeki dönem Ankara’ya yönelik bakış açısını özetlemiştir.

Söylendiği gibi buluşma olursa büyük olasılıkla 30 Ekim Erdoğan-Biden görüşmesinde bir çok şey netleşebilir.

O zamana kadar Ankara, Moskova, Tahran ve Şam dörtgeninde her an her şey olabilir.

O zamana kadar Başkan Biden danışmanlarının görüşme sonuçlarını değerlendirerek bölgeyle ilgili önemli adımlar atabilir.

Libya dahil.

Çünkü 24 Aralık’ta yapılması kararlaştırılan seçim tarihi yaklaşmakta ve herkesin tek bir derdi var o da Türk askerinin ve paralı askerlerin seçimlerden önce ülkeden çıkarılmasını sağlamak.

Bu da öncelikle Erdoğan’ı ilgilendirmekte çünkü Ankara’nın Libya’da çok farklı siyasal ve silahlı İslamcı grupla karmaşık ilişkisi var.

Bu ise başta Mısır olmak üzere bölge ülkelerini tedirgin etmekte çünkü Türkiye’nin Libya’dan çıkmak gibi bir niyetinin olmadığı görülüyor.

Tıpkı Suriye’den çıkmak gibi bir hesabının bulunmadığı gibi.

Tıpkı İdlib konusundaki tavrından vazgeçmek gibi bir düşüncesinin bulunmadığı gibi.

Tek koşulla:

Biden ve Putin birlikte isterse!

O da olmazsa son on yılda olduğu gibi maceraya devam.

Risk var mı yok mu kimsenin umurunda değil.

Yazarlar

Şimdi ne olacak?
Hüsnü Mahalli