Sürecin eninde sonunda bir sandığa çıkacağı malumunuz. İster sözde durulsun, ister durulmasın...

Söz ne mi?

Buyurun hatırlatmalara.

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, 20 Temmuz 2025:

“Yeni anayasa TBMM’de 400 veya daha fazla oyla kabul edilse bile referandum zorunluluğunun iki ana sebebi vardır:

Birinci sebep, asli kurucu irade olan halkın onayıyla demokratik meşruiyeti tamamlama zorunluluğudur.

İkinci sebep, halkın siyasi anayasa tasavvuruna uygun bir hukuki metnin Mecliste kabul edilip edilmediğini halkın denetleme hakkının gereğidir.

Son söz: Referandumsuz yeni anayasa olmaz.”

Uçum yalnız değil, devlet içerisindeki bir kanadın sesi olarak kodlanıyor kamuoyunda. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin de benzer çıkışlarını biliyoruz. 

Peki bugünkü koşullar nasıl bir politik hattı getirecek?

Süreç masasında olanlar ve olmayanlar diye iki grup yaptığımızda gerçekçi bir tahminde bulunabilir miyiz?

Komisyonda olmayıp belki de yeni anayasa konusundaki masaya katılacak olanlar
çıkabilir?

Kim, asla diyebilir?

Asla diyenlerden kimilerini Mayıs 2023 seçimlerinde gördük. 

Bugünkü sürecin bir politik hattı devşirmesi ancak Cumhur İttifakı’nda mümkün olabilir. 

O da DEM Parti’nin kurumsal olarak dirsek temasından öteye geçerek referandum kampanyasında aynı propagandayı
yürütmesiyle mümkün olabilir. 

İktidar karşıtı cephede ise ortak nokta nasıl mümkün olacak, bugünden tahmin yürütmek olasılık dahilinde olsa da gerçekçi olmayabilir. 

Hepsi için yine hem yargı finallerini hem sürecin evrileceği noktayı hem de anayasa uzlaşılarını beklemek gerekecek. 

Tahmini bol, bilmesi zor.

KÖŞENİN GÖZÜ

Tarih: 2007.

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in görev süresinin dolması sonrasında Abdullah Gül’ün 357 oy aldığı 11. cumhurbaşkanı seçimlerinin ilk turu CHP tarafından Anayasa Mahkemesi’ne taşınmıştı. 

Anayasa Mahkemesi cumhurbaşkanı seçimi için gerekli olan 367 karar yeter sayısının aynı zamanda toplantı yeter sayısı da olduğuna karar vererek ilk tur seçimlerini iptal etmişti.

Yaşanan krizin hemen sonrasında dönemin ANAP Genel Başkanı Erkan Mumcu benzer krizlerin çözülebilmesi için cumhurbaşkanının halk tarafından seçilebileceğini ifade etmiş, bunun üzerine Recep Tayyip Erdoğan da “Başkanlık ve yarı başkanlık sistemi benim arzumdur” ifadesini hatırlatmıştı. 

“367 Kararı” sonrasında AK Parti’nin ilgili değişikliği önce Sezer tarafından geri gönderilmiş ardından halk oyuna sunulmuştu. 

Sonra erken seçim ve AK Parti’nin oylarını artırması...

MHP’nin desteğiyle 367 yeter sayısının bulunması...

28 Ağustos’ta gerçekleşen üçüncü turda 339 oy alan Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesi...

Referanduma 42 milyon 690 bin 252 kayıtlı seçmenin 28 milyon 819 bin 319’u katılmıştı...

Yüzde 67,5 oranında katılımın olduğu referandumda “Evet” oyları 69, “Hayır” oyları ise yüzde 31 seviyesindeydi. 

Nereden nereye...

KÖŞENİN SÖZÜ

“İhtiyacı olmayanı satın alan, ihtiyacı olanını satar.” - Boşnak atasözü.