İki kilo yoğurdun içine bir çorba kaşığı tuz ve üç bardak su koyun.

Bez bir torbada dört-beş saat boyunca süzün.

Bu arada geceden ıslattığınız bir bardak nohutu, bir bardak dövmeyi, sekiz bardak suyu ve yarım kilo yağsız kuzu etini; düdüklü tencerede yumuşayıncaya kadar pişirin.

Yarım saat kaynattıktan sonra düdüklü tencerenin kapağını açın.

Karışımı çelik bir tencereye alarak kısık ateşte pişirmeye devam edin. Bu arada üzerinde oluşan köpüğü alın.

Bunlara yıkanmış bir bardak pirinç ekleyin.

Süzülmüş yoğurdu, bir çorba kaşığı un, bir tatlı kaşığı tuz ve bir yumurtayla çırpın.

Bu karışımı, kaynamaya devam eden çorbaya yavaş yavaş ekleyin...

Sıvı yağda kavurduğunuz bir kaşık kuru naneyi, çorbanın üzerine dökün.

Pirinçler yumuşayınca tencereyi ateşten alın ve servis yapın.

Afiyet olsun!

★★★

Tarifini verdiğim bu çorbanın adı, “lebeniye!”

Bir çeşit yoğurt çorbası...

Lübnan mutfağının vazgeçilmezi...

Aynı çorba Mardin’de de yapılıyor ama etsiz olarak... Bu yüzden onun adı “çoban çorbası...”

Gaziantep’te ise kuzu eti yerine küçük köfteler konuluyor.

Osmanlı mutfağının vazgeçilmez bir parçası...

★★★

Nereden mi çıktı lebeniye?

Meclis’te düzenlenen iftar yemeğinden...

Hazırlanan iftar menüsünde lebeniyeden başka şu yemekler de yer almış:

-Karamelize soğanlı, avokado favalı enginar.

-İçli köfte.

-Sebzeli çıtır börek.

-Çilekli, file bademli, narlı yeşil salata.

-Keşkek yatağında dana antrikot.

-Fındıklı, narlı güllaç.

-Zencefilli sumak şerbeti...

★★★

Diyeceksiniz ki, “Bu yemekleri milletvekillerimize çok mu görüyorsun? İtirazın mı var?”

Var...

Hele hele şu “keşkek yatağında dana antrikot” var ya...

İşte; onun için bin sayfalık bir itiraz dilekçesi bile yazabilirim!

Tamam; aldıkları maaşla Türkiye’nin en zengin “yüzde 10”una giriyorlar...

Tamam; bu yüzden kimse onlardan “en alttaki yüzde 20”ler gibi gibi tarhanaya kaşık sallamasını bekleyemez...

Ama... Biraz saygı be kardeşim!

Milyonlarca aile, ilkokul çağındaki çocuklarının beslenme çantasına sadece kuru ekmek koyabilirken, onların o kuzu etlerini, antrikotları lüpletmesine gerçekten itirazım var!

O sofrayı gören insanın “Biz açken, bizim vergilerimiz sayesinde yediğiniz o etler
inşallah hepinizi ‘gut’ yapar! Amin!” diyesi geliyor!

İnönü gibi olun!

Ülkemizin tüm gericileri, Türkiye Cumhuriyeti’nin İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’yü neyle suçlar?

“Buğdaylara el koydu, ekmeği karneye bağladı, camileri depoya çevirdi...”

Hiçbiri; onun, İkinci Dünya Savaşı’nın tüm dünyayı cayır cayır yaktığı o günlerde, ülkesini savaşın dışında tutmaya başaran ender devlet adamlarının başında geldiğini söylemez...

Bugün Üçüncü Dünya Savaşı başladı, başlayacak...

Mesele şu:

Türkiye’yi bu savaşın merkezine çekmeye çalışanlar amaçlarına ulaşacak mı, yoksa AKP iktidarı, tıpkı rahmetli İnönü’nün yaptığı gibi bizi savaşın dışında tutmayı başaracak mı?

★★★

Bu kaygıyı laf olsun diye dile getirmiyorum:

Dün İran’dan ateşlenen bir balistik füze, NATO hava ve füze savunma sistemi tarafından Hatay’ın Dörtyol ilçesi üzerinde etkisiz hale getirildi...

O füzeyi ateşleyenlerin tek amacı var:

Türkiye’yi de savaşa dahil etmek...

Şimdi göreceğiz:

Bugün bizi yönetenler bu tuzaklara düşüp, en çok İsrail’in istediği gibi Türkiye’yi bu savaşa sokacak mı; yoksa İnönü gibi dirayetli davranıp, gerekirse “ekmeği karneye bağlamak pahasına” tek bir vatandaşımızın bile burnunun kanamasını önleyecek mi?

GÜNÜN SORUSU

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları sürerken, iktidar yandaşı CNN Türk, bir skandala imza attı. “İran’dan Tel Aviv’e Misilleme” başlığıyla yayına verilen görüntünün 6 Şubat Depremi’nde Kahramanmaraş’ta çekildiği ortaya çıktı. Sorum ABD merkezli bu televizyon kanalının yöneticilerine:

Acemi misiniz yoksa başka hain planların oyuncağı mı? Böyle bir “hata”yı nasıl yaptınız?

Şimdi ne olacak?

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluğunun 100. gününde Saraçhane’de düzenlenen mitingde gözaltına alınan 35 kişi, dün beraat etti.

Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefetten yargılanıyorlardı.

Dünkü karar gösterdi ki suç falan işlememişler; buna karşın gözaltına alınarak özgürlükleri kısıtlanmış ve haklarını kullanmaları engellenmiş.

★★★

Eee; şimdi ne olacak?

“Polisin ve gözaltı emrini verenlerin canı sağolsun” deyip geçecek miyiz?

Hak ihlaline neden olan “res-mi”ler ve “sivil”lerden hesap sorulmayacak mı?

Sorulmayacaksa onlar aynı suçu işlemeye devam etmez mi?