Eskiden hafızada birçok telefon numarası vardı, çünkü önemli telefon numaralarını ezberlerdik. Diğer telefon numaraları için herkesin evinde telefon rehberi vardı, oradan bakılırdı. Yolu tarif üzerine sora sora bulurduk.

Genel kültür bilgileri için evlerde ansiklopediler vardı, onlara bakılırdı. Bizim Meydan Larousse’ler hâlâ duruyor. Hatta ben arada vakit geçirmek için rastgele açar bakardım. Daha kapsamlı bilgiler için kütüphaneye gitmek gerekirdi.

Artık telefon numaralarını ezberlemiyoruz, yol tariflerini öğrenmiyoruz, metinleri aklımızda tutmuyoruz. Çünkü nasıl olsa hepsine rahatça ulaşabiliyoruz.

★★★

Örneğin bir adresi bilmiyorsun veya tam hatırlayamıyorsun, telefonlarımızda GPS var. Bir tarihi karıştırıyorsun, bir sürü arama motoru veya yapay zeka var. Yani artık birçok şeyi bilmeye veya öğrenmeye gerek kalmadı çünkü hafızanın yaptığı çoğu işi teknolojiye devrettik.

Ama bunun da bir bedeli var. Kullanılmayan kas nasıl zayıflıyorsa, kullanılmayan hafıza da köreliyor. Daha tehlikelisi ise hafızanı devrettiğin yerde kontrol de el değiştiriyor, yönlendirme başlıyor. 

Ne aradığını, neyi merak ettiğini, neyi hatırlamak istediğini sistem belirliyor. Senin yerine hatırlıyor ama aynı zamanda seni yönlendiriyor. Soruyu sen soruyorsun ama karşına çıkan sonuçlar maalesef tarafsız değil. Sana sunulan şey seçilmiş bir bilgi.

Görmediklerin, duymadıklarınsa sessizce hafızadan siliniyor.

★★★

Baktığında her şey çok daha kolay, çok daha konforlu görünse de sadece bilgiyi zihinde tutmak ve bilgiye ulaşmak hafıza değildir. Hafıza, bilgiyi zihinde tutmakla birlikte onu yorumlamak, nereden geldiğini, neyi tamamladığını, neyle çeliştiğini veya neyle eşleştiğini, hangi durumda işe yaradığını bilip gerektiğinde onu çağırabilmektir.

Dijital bellek hızlı ama yüzeyseldir; bilgiyi tutar ama derinleştirmez. Yani dijital bellek, neyin ne olduğunu bilir ama neden, nasıl ve neyle ilişkili olduğunu umursamaz. Bilgiyi bağlamından kopuk şekilde saklar, bir önem sırası yapmaz, duygusal ya da zihinsel bir iz muhafaza etmez. Bilgiyi görür, kaydeder ve geçer. Başka bilgilerle bağ kurulmaz. Böyle olunca da bilgiler arasında anlam farkı kaybolur.

İnsan hafızası ise böyle çalışmaz. Hatırlarken seçer, ayıklar, önemli olanı tutar, önemsizi eleyerek anlam inşa eder. Duygu ekler, deneyim ekler, zaman ekler, sebep sonuç ekler ve bunların hepsiyle ilgili bir hayal, bir anı üretir. Bu yüzden insan hafızası yavaştır ama derindir. Bir koku, bir ses, bir cümle birçok şeyi bir anda hatırlatır, bağlantılar kurar.

★★★

Oysa insan kendine ait olmayan bir hafızayla düşünmeye başlayınca, düşünce de başkasının filtresinden geçiyor. Hafıza zayıfladıkça muhakeme de zayıflıyor. Çünkü güçlü düşünce, güçlü bir iç hafızaya dayanır.

Bu yüzden mesele teknoloji karşıtlığı değil; zihinsel egemenlik meselesidir. Hafızayı tamamen dışarıya devreden insan, karar verme gücünü de yavaş yavaş devreder.

Hafızayı korumak, aslında düşünceni korumaktır çünkü hatırlamak düşünmenin temelidir. Hatırlamayan insan sorgulamaz, sorgulamayan insan ise kolayca yönlendirilir.

Hatırlamadığın şeyi savunamazsın. Bilmediğin geçmişle sağlıklı bir gelecek kuramazsın. Dijital bellek yardımcı olabilir ama hafıza, devredilecek bir şey değildir. Çünkü hafıza sadece bilgi değil, kimliktir. Hafıza zayıfladığında sadece birey değil, toplum da yönünü kaybeder. Unutan toplumlar kolay ikna edilir, kolay yönlendirilir ve kolay vazgeçer.