08 Mart geldiğinde sosyal medya çiçek açıyor. Mor filtreler, güçlü kadın görselleri, “Kadınlar, hayatın en güzel renkleridir” “Bir kadın değişirse, dünya değişir” sloganları. Bir günlüğüne herkes kadınların yanında. Ertesi gün hayat kaldığı yerden devam ediyor.
Dünya Kadınlar Günü’nü kutlarken en çok kullanılan kelime “güçlü”. Güçlü kadın! Peki kadın neden sürekli güçlü olmak zorunda? Neden kadın olmanın standart donanımı dayanıklılık?
Erkek için “güçlü erkek” diye özel bir hatırlatma yapılmıyor. Çünkü güç erkek için zaten varsayılan. Kadın için ise kazanılmış bir madalya gibi sunuluyor.
★★★
Türkiye’de kadın olmak, aslında hayatta kalma becerisi geliştirmek demek. Akşam eve dönerken telefonla konuşuyormuş gibi yapmak, taksi plakasını not edip birine göndermek, kapıyı iki kere kilitlemek, sosyal medyada konum paylaşmamak. Bunlar artık refleks oldu.
Kadınlar hayatı potansiyel risk analizi yaparak yaşıyor.
Bu ülkede bir kadın öldürüldüğünde ilk soru genelde “Gece o saatte dışarıda ne işi varmış?” ya da “Aldatıyor muymuş?” oluyor. Sanki cinayet bir suç değil de bir gerekçeymiş gibi.
Ülkemizde her yıl yüzlerce kadın öldürülüyor. İsimler bir süre konuşuluyor, sonra unutuluyor. Dosyalar kapanıyor, cezalar tartışılıyor, iyi hal indirimleri gündeme geliyor.
Failin kravatı, maktulün hayatından daha çok konuşuluyor.
★★★
Ücret eşitsizliği, görünmeyen emek, ev içi sorumluluk yükü. Kadın çalışırsa “çocuk ihmal ediliyor” deniyor, çalışmazsa “ekonomik özgürlüğü yok.” Anne olursa eleştiri, olmazsa eleştiri. Evlenirse “kariyer bitti” deniyor, evlenmezse “yalnız kaldı.” Giyimi, sesi, kahkahası, yaşı, kilosu. Kadın bedeni ve hayatı herkesin yorum alanı.
Ayrıca kadınların başarısı hâlâ istisna gibi anlatılıyor. Bir kadın yönetici olduğunda “kadın olmasına rağmen” denmese de o ima havada asılı kalıyor.
Siyasette, akademide, iş dünyasında hâlâ sayı konuşuyoruz.
★★★
08 Mart’ta çiçek vermek kolay. Zor olan zihniyeti değiştirmek. Kız çocuklarına “sus, otur, dikkat et” demek yerine erkek çocuklarına sınır öğretmek. Şiddeti magazinleştirmemek. “Aile meselesi” diyerek görmezden gelmemek. Kadın cinayetlerini münferit diye etiketleyip rahatlamamak.
Kadınlar kahraman olmak istemiyor. Sürekli güçlü olmak da istemiyor. Sadece normal bir hayat istiyor. Güvenli, saygılı, eşit. Bu kadar basit.
Bu ülkede gerçek kutlama, bir kadının hayatta kalmak için strateji geliştirmek zorunda kalmadığı gün olacak. O gün geldiğinde 08 Mart gerçekten kutlamaya değer olacak. Şimdilik değil.