2025 boyunca Türkiye’de okullarda yaşanan şiddet haberleri genelde çok önemsenmedi. 

Bazen bir öğrenci diğerini bıçakladı, bazen bir öğretmen darp edildi, bazen de okul çıkışında silahlar konuştu. Çoğu olayda ölüm yoktu. Bu yüzden kimse bunu bir sorun olarak görmedi.

Ama tam da bu yüzden asıl tehlike gözden kaçtı. Çünkü büyük olaylar bir anda ortaya çıkmaz. Küçüklerin üstüne kurulur.

Bu hafta Türkiye’de iki gün içinde iki ayrı okul saldırısı yaşandı.

Şanlıurfa’da 14 Nisan 2026’da yaşanan saldırıda, 19 yaşındaki eski bir öğrenci pompalı tüfekle okula girerek önce bahçede, ardından okul içinde rastgele ateş açtı.

Olayda 10’u öğrenci olmak üzere toplam 16 kişi yaralandı; aralarında öğretmenler, bir polis memuru ve okul çalışanı da bulunuyor. Saldırganın, polis tarafından kuşatıldıktan sonra yakalanmamak için olay yerinde intihar ettiği iddia edildi.

Kahramanmaraş’ta 15 Nisan 2026’da yaşanan saldırıda 14 yaşındaki bir öğrenci, babasına ait silahlarla okula girerek sınıfları hedef aldı ve rastgele ateş açtı.

Olayda 8 öğrenci ve 1 öğretmen hayatını kaybetti, 13 kişi de yaralandı. Bu saldırı, Türkiye’deki en ölümcül okul saldırılarından biri olarak kayda geçti.

Yani iki olay arasında sadece saatler var.

★★★

2026’da yaşananlar bir başlangıç değil, bir sonuç. O çocuklar bir günde o noktaya gelmedi. O zemin, yıllar boyunca, küçük diye küçümsenen olaylarla hazırlandı.

Aslında mesele sadece bir çocuğun ne yaptığı değil, o çocuğun o noktaya gelene kadar kimse tarafından görülmemiş ve durdurulamamış olması.

Daha rahatsız edici olan saldırganların çoğunun silaha kendi evlerinden ulaşabilmesi.

★★★

Son yıllarda sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla artan önemli bir risk var. Taklit etkisi. Dünyada yaşanan okul saldırıları artık sadece haber değil, birer referans.

Bunlar inceleniyor, konuşuluyor, detaylandırılıyor. Bu da zaten kırılgan yapıda olan çocuklar için model oluşturuyor.

Şiddet, görünür oldukça çoğalıyor. Sosyal medyada bu tür olaylara duyulan hastalıklı ilgi de bunu besliyor.

Bir de bunun planlama süreci var.

Bu tür saldırılar çoğu zaman anlık değil. Öncesinde araştırma yapılır, silah temin edilir, zaman seçilir.

Ve bu süreçte mutlaka bazı değişimler ortaya çıkar. İçine kapanma, öfke patlamaları, şiddet içeriklerine ilgi, tehdit içeren sözler, paylaşımlar...

Bunların hiçbiri tek başına suç değildir ama birlikte görüldüğünde ciddiye alınması gereken sinyaller.

Diğer bir mesele ise öğretmenlere yönelik saldırıların artması.
Bir öğretmenin sınıfta ya da okul bahçesinde darp edilmesi artık haber değeri bile taşımıyor.

Veliler okula gelip hesap sorar gibi öğretmene saldırabiliyor. Öğrenci, öğretmeni otorite olarak değil, tartışılabilir bir figür olarak görüyor. Otorite zayıfladığında, sınırlar da ortadan kalkıyor.

★★★

Okul sadece eğitim verilen bir yer değil.
Aynı zamanda güvenli olması gereken bir alan.

Ve bu güvenlik sadece kapıya konulan bir görevliyle sağlanamaz. Aileden başlayan, okulda devam eden, psikolojik takip ve erken müdahaleyle kurulan bir sistem gerekir.

Bir çocuk eline silah alıp sınıfa giriyorsa, o an başlayan bir kriz yoktur. O kriz çok önceden başlamıştır. Görülmemiştir. Ciddiye alınmamıştır.

Ve biz hâlâ sonucu konuşuyoruz. Oysa baştan kaybediyoruz.