Televizyon ilk yaygınlaştığında birçok ebeveyn çocuklarını oyalamak için televizyon karşısına oturtup yemek yedirmeye başladı.

Televizyon sadece yemek saatlerinde değil, ev işleri yapılırken de çocukları meşgul etmek için de sıkça kullanılırdı. Çocuklar saatlerce ekran karşısında oturur, anne babalar işlerini rahatça yapardı.

O yıllarda bunun pratik bir çözüm olduğu düşünülüyordu. Ancak zamanla uzmanlar uyarılar yapmaya başladı.

Çocukların televizyon karşısında yemek yediğinde doyduklarını daha zor fark ettikleri, daha az hareket ettikleri ve aile içi iletişimin zayıfladığı konuşulmaya başlandı.

Gazetelerde haberler çıktı, araştırmalar yayımlandı ve televizyon bağımlılığı tartışıldı.

★★★

Daha sonra internet hayatımıza girdi.

Başlangıçta bilgiye ulaşmak ve iletişim kurmak için büyük bir fırsat olarak görüldü. Ancak internet yaygınlaştıkça bilgisayar oyunları da hızla gelişti.

Bazı çocuklar ve gençler saatlerini bilgisayar başında geçirmeye, yemek saatlerini kaçırmaya ve uykusuz kalmaya başladı. Uzmanlar bu kez oyun bağımlılığını konuşmaya başladılar.

Sonra akıllı telefonlar çıktı. Artık ekran evin bir köşesinde durmuyor, cebimizde taşınıyordu. Oyunlar, videolar ve sosyal medya günün her anında ulaşılabilir hâle geldi.

★★★

Siz de şahit olmuşsunuzdur. Günümüzde de birçok aile çocukları sıkılmasın, ağlamasın veya uslu dursun diye daha küçük yaşlardan itibaren ellerine telefon ya da tablet veriyor.

Restoranda, arabada, misafirlikte veya evde ekranlar adeta bir susturucu görevi görüyor. Çocuk sessizleşiyor, ebeveyn rahatlıyor.

Ancak bunun da bir bedeli var.

Çocukluk dönemi beynin en hızlı geliştiği dönemlerden biri.

Çocukların çevreyi keşfetmesi, hareket etmesi, soru sorması, hayal kurması ve hatta bazen sıkılması gerekiyor.

Oysa her sıkıldığı anda eline ekran verilen bir çocuk bu deneyimlerin önemli bir kısmını kaçırıyor.

★★★

Bu nedenle dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde aileler çocuklarına akıllı telefon vermeyi bilinçli şekilde ertelemeye başladı.

İngiltere’de başlayan “Smartphone Free Childhood” yani “Akıllı Telefonsuz Çocukluk” hareketi de bu düşünceden doğdu.

Bu akım çocukların daha fazla ekranla değil, daha fazla oyunla, arkadaşlıkla ve gerçek hayat deneyimleriyle büyümesi gerektiğini savunuyor.

Elbette teknoloji düşmanlığı yapmak gerçekçi değil. Ancak artık sormamız gereken bazı sorular var.

Çocuklar mı teknolojiyi kullanıyor, yoksa teknoloji mi çocukları kullanıyor? Onlara kolaylık mı sağlıyoruz, yoksa fark etmeden çocukluklarını mı alıyoruz?

★★★

Bir nesil sokaklarda büyüdü, bir nesil televizyon karşısında büyüdü. Şimdi ise bir nesil avuç içindeki ekranların içinde büyüyor.

Yıllar sonra bunun bedelini nasıl ödeyeceğimizi henüz bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey, çocukluğun da her şey gibi sessizce değişmekte olduğu.