Hepimiz yanıbaşımızdaki İran’ın uğradığı kalleş saldırılara odaklandık... Okullarında katledilen çocuklara ağladık!

Ancak kalleşlik sadece dışımızda değil; aynı zamanda içimizde...

Dün Kazlıçeşme sahilinde 30 yaşındaki anne ve 8 yaşındaki kızına ait iki ceset bulundu...

Bu anne kimmiş, duydunuz mu?

Beş yıl önce kızının Kuran’a Hizmet Vakfı yöneticisi tarafından cinsel istismara uğradığını iddia eden Fatma Nur Çelik’miş...

Yanındaki çocuk cesedi ise kızı Hifa İkra Şengüler’e aitmiş!

★★★

Peki bu olayın perde arkası ne?

Fatma Nur Çelik dokuz yıl önce bir tarikata katılmış... İstanbul’daki Kuran’a Hizmet Vakfı’na gidip gelmeye başlamış...

Ve o gidip gelmeler sırasında bir Vakıf yöneticisinin cinsel saldırısına uğramış...

Fatma Nur, cinsel saldırı suçlamasıyla şikayetçi olmuş ama sanık beraat etmiş...

★★★

Daha sonra çevrenin baskısıyla evlenmişler ve bir kız çocukları olmuş...

Ne acıdır ki bu çocuk da 3 yaşındayken babasının cinsel istismarına uğramış!

Anne, bu kez evladı için mahkemeye gitmiş.

Annenin suç duyurusuna takipsizlik kararı verilmiş.

★★★

Fatma Nur Çelik, olayın peşini bırakmamış ve dava açılmasını sağlamış...

Yıllarca devam eden yargılama sürecinde, sanık hiç tutuklanmamış...

Gelelim Kuran’a Hizmet Vakfı’na...

Bu vakfın, Selefi bir yapılanma olduğu ve Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerini tanımadığı söyleniyor.

★★★

Bu süreçte, Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği’nin tüm yardımlarına rağmen annenin ve çocuğun psikolojisi bozulmuş...

Diyeceksiniz ki, “İntihar mı etmişler, öldürülmüşler mi?”

Otopsi raporuna, Adli Tıp’a falan gerek yok:

Sonuç ne çıkarsa çıksın; bu bir cinayettir.

Dinsel sembollere bürünmüş bir kör karanlığın işlediği cinayet!

Bu cinayetin sorumlusu belki tetik çekmemiş olabilir...

Ama anneyle kızının düşürüldüğü durumun bir numaralı sorumlusu bu canavardır.

Umarım bir çocuğun uğradığı tacizi görmezden, annesinin feryatlarını duymazdan gelen “adalet sistemimiz”, onlar öldükten sonra sorumlular hakkında gereken işlemi yapar...

★★★

İran mı dediniz?

Yarın konuşuruz...

Bugün günlerden Hifa!

Asıl felaket...

SÖZCÜ muhabiri Deniz Ayhan birbirinden ilginç ve önemli haberlere imza atıyor. Son haberi, Türkiye’nin “deprem gerçeği”yle ilgiliydi.

Gözümüz aydın...

AKP iktidarı 23 yılda defalarca deprem yıkımı yaşadıktan sonra nihayet Japonlar’ın bile bulamadığı bir yöntem bulmuş...

Artık ülkemizde yıkıcı, can alıcı depremlerde kimse ölmeyecek... Çünkü binalar yıkılmayacak...

“Niye?” derseniz...

Şehircilik Bakanımız Murat KurumKentsel Dönüşüm Daire Başkanlığı’na Diyanet İşleri eski Başkanı Mehmet Görmez’in Özel Kalem Müdürü Oğuzhan Dinler’i atamış...

★★★

Ülkemiz deprem kuşağındaymış, Türkiye’de 7 milyonİstanbul’da ise 1.5 milyon konut risk altında bulunuyormuş...

Bunların hemen yıkılıp yeniden yapılması gerekiyormuş...

Bunu da ancak bu konuda deneyimli ve bilgili kadrolar gerçekleştirebilirmiş...

Palavra bunlar palavra!

Bir okuyup, üflemek yeter!

Bakın bakalım bir tane bina yıkılıyor mu?

★★★

Oğuzhan DinlerAnkara İlahiyat Fakültesi ve Anadolu Üniversitesi tarım bölümü mezunu...

Yani mimarlıkla, mühendislikle, şehircilikle, kentsel dönüşümle alakası yok...

Ama nefesi kuvvetli!

Alın onu Dışişleri Bakanı yapın bir okuyup üfler, ABD Başkanı Trump’ı kapımızda dilenci yapar!

Ekonomi Bakanı yapın, enflasyonu dibe vurdurur, cebimizi parayla doldurur.

★★★

Şaka bir yana; bana en ilginç gelen şey ne biliyor musunuz?

Hayatında kentsel dönüşümün “k”sini bile duymayan bu vatandaş, bu görevi kabul ediyor!

Tamam deprem büyük felaket!

Ama asıl felaket bu cahil cesareti...

Ve elbette partizanlık!

★★★

“Allah yardımcımız olsun!” falan demeyeceğim... Biz bu saçmalığa eyvallah deyip itiraz etmedikten sonra, Allah niye bize yardımcı olsun ki?

Yaşadıklarımız az bile...

GÜNÜN SORUSU

Eski Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın “vaize” olarak çalışan kızı Merve Sefa Erbaş Likoğlu, ramazanda bazı okulların zillerinin ilahiye dönüştürülmesini eleştirenlere, “Ulan kifayetsizler” diye seslenmiş... Sorum kendisine:

Bu nezih (!) üslubu ailenize mi yoksa aldığınız eğitime mi borçlusunuz?