Dün cinin şişesinden yine çok sayıda gözaltı çıktı.

Önce yapımcı Fatih Aksoy ve şarkıcı Sıla’nın da aralarında olduğu çok sayıda ünlü ismin uyuşturucuyla ilgili olarak gözaltına alındığını öğrendik.

Sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nun eski Genel Sanat Yönetmeni Levent Üzümcü’nün iktidarı eleştiren...

AKUT’un kurucusu, “kar leopar”ı, benim “şahane” arkadaşım Nasuh Mahruki’nin de 15 Temmuz’la ilgili X mesajları yüzünden gözaltına alındıkları haberi geldi.

★★★

Bu manzara sadece düne ait olsa yine iyi...

Son üç yıldır her sabaha böyle uyanıyoruz...

Daha iki üç gün önce gözaltına alınanlar mahkemeye çıkarılmadan, emniyette onlardan boşalan sorgu odalarına yenileri alınıyor.

★★★

Kim gerçekten suçlu, kime haksızlık yapılıyor ben işin o tarafını çoktan bıraktım...

Çünkü ne kadar yazarsak yazalım kimsenin umurunda olmuyor.

Belli ki bazı savcılar, “Bugün kim daha fazla tutuklama yapacak” yarışına girmiş durumda... Bu saatten sonra onları durdurmanın imkanı yok...

Ama kendilerine hatırlatmak isterim:

İçeride yer kalmadı!

★★★

Ülkemizdeki tüm cezaevlerinin resmi kapasitesi... Yani yatak sayısı 304 bin 905 kişi...

Oysa geçen ay sonu itibarıyla cezaevlerinde 63 bin 905’i tutuklu, 363 bin 620 hükümlü olmak üzere tam 427 bin 025 kişi bulunuyor.

Yani cezaevlerinin toplam kapasitesini 122 bin 560 tutuklu veya hükümlü aşmış vaziyetteyiz.

Doluluk oranı yüzde 140’ı buldu...

Her üç kişiden biri yerde yatıyor...

★★★

Bu düzen böyle gitmez...

Cezaevlerini “çifte rezervasyon”la çalıştıramazsınız...

Allah korusun isyan, misyan çıkar.

Eğer bu gözaltılar bu hızla devam edecekse, gelin ülkeyi bir “açık cezaevi”ne dönüştürelim...

Tek tek binalara demir parmaklık koymakla uğraşacağınıza, sınırlarımızı parmaklıklarla çevirelim.

Bu gidişle nasıl olsa hepimiz bir gün yüce devletimize göre bir halt yiyip cezaevine düşeceğiz...

Sayın devletimizi uğraştırmayalım.

İktidar yandaşları toptan cezaevi infaz görevlisi. Yani gardiyan...

Muhalifleri de suçlu ilan edelim. Ayaklarına bir pranga bağlayalım.

★★★

Ne yazık ki ülke bu halde.

Onu bu hale biz yani sıradan vatandaşlar getirdiysek... Oh olsun bize!

Yok; suç bizi yönetenlerdeyse...

Yine bize oh olsun... Onları hâlâ başımızda tuttuğumuz için!

Vay Kemal Bey, vay!

Kemal Kılıçdaroğlu, tutuklanan belediye başkanlarını peşinen suçlu ilan etti. Yetmedi dokuz milletvekilini “haklarındaki iddialar”ı gerekçe göstererek partiden attı.

“Arınsınlar da gelsinler” dedi.

Sonra kendisine Ankara’da tuttuğu “villa ofis”in masraflarını kimin ödediği soruldu!

İsim vermedi ama bir işadamının bu masrafları karşıladığını itiraf etti.

Gazeteci Şaban Sevinç bu olayın peşini bırakmadı.

Bu işadamının, Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığı döneminde CHP’den 24.4 milyon dolarlık organizasyon ihalesi alan Nafer Capar olduğunu yazdı.

Ben de geçen gün Kemal Bey’e, “Sen de arınsana” diye bir çağrıda bulundum.

Duymazdan geldi.

Ancak Şaban Sevinç dün Nafer Çapar’ın Kemal Kılıçdaroğlu’nun akrabası olduğunu...

Ona “Dayı” diye hitap ettiğini...

Evine ve makam odasına rahatlıkla girip çıkacak kadar yakını olduğunu söyledi.

★★★

Her fırsatta arınmaktan, dürüstlükten, şeffaflıktan, hesap verebilirlikten söz eden Kemal Bey...

Buyrun, mikrofon sizde...

“Yeğen”e ihale verip, onun tuttuğu ve tüm masraflarını ödediği villa ofiste keyif çatmak nasıl bir şey?

Anlatsanız da öğrensek!

Onların öğretmenleri!

Özel sektör öğretmenleri ve mülakat mağduru öğretmenler, NATO Zirvesi nedeniyle ara vermek zorunda bırakıldıkları eylemlerine devam etmeye başladılar.

Dün Milli Eğitim Bakanlığı’na yürümek istediler. Polis önlerini kesti; yetmedi biber gazı ve kalkanlara sert müdahalede bulundu.

Ters kelepçeyle gözaltına alındılar.

Bu arada basının görüntü alması da engellendi.

★★★

Sevgili öğretmenler... Bugün size bu mağduriyeti yaşatan Milli Eğitim Bakanı’nın, İçişleri Bakanı’nın, Emniyet Genel Müdürü’nün, Ankara Valisi’nin, Ankara Emniyet Müdürü’nün öğretmenlerini bulup eylemlerinize katılmalarını sağlayın...

Bakalım öğrencileri, kendi öğretmenlerine de ters kelepçe vurabilecek mi?

GÜNÜN SORUSU

Adalet Bakanı Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olduğu günlerde çok sayıda gazeteciyi, “halkı yanıltıcı bilgi vermek”le suçlayarak dava açtı ya da açtırdı. Şimdi Haluk Levent, kendisini “halkı yanıltıcı açıklama yapmakla” suçluyor. Sorum kendisine:

Kendinizi de içeri attıracak mısınız?