Ümit Zileli
7 Ekim 2020

Fetih ve kurtuluş!..


İstanbul, o zamanki ismiyle Constantinapolis, 1453’te fethedildi…

Çok zorlu bir savaştı. Daha önce defalarca denenmiş, hiçbiri başarıya ulaşılamamış “Fetih” kuşatmasını bu kez 7‘nci Osmanlı Sultanı Mehmet deniyordu…

1453 Nisan ayında başlayan kuşatma, tam 53 gün sürdü; saldırılarda binlerce kişi yaşamını yitirdi. Sonunda 29 Mayıs 1453 günü yapılan son saldırıyla Doğu Roma İmparatorluğu’nun (Bizans) başkenti ele geçirildi…

Artık “Fatih” ünvanıyla anılacak olan Sultan Mehmet’in ilk işlerinden biri, kuşatmaya başından itibaren karşı çıkan, yanlış olduğunu savunan Çandarlı Halil Paşa’yı idam ettirmek olacaktı!

Bu fetih aynı zamanda dünya siyasetinde ve coğrafi haritalarda pek çok değişikliği de beraberinde getirecekti!..

Payitahtın 5 yıl süren işgali!..

İstanbul, fethedildiği tarihten tam 465 yıl sonra işgal edildi!..

Osmanlı Devleti ve savaşa birlikte girdiği müttefikleri Ekim 1918’de 1. Dünya Savaşı’nı kaybettiler. 30 Ekim 1918’de ise İngiltere ile Mondros Mütarekesi imzalandı. Osmanlı heyetinin başında Hamidiye kahramanı Rauf Bey (Orbay) bulunuyordu…

Bu antlaşma, aslında okumasını bilene felaketin ne kadar büyük olduğunu anlatıyordu! İngiltere ve Fransa’nın daha savaşın başlangıcında gizlice yaptığı, daha sonra Sovyetler Birliği’nin açıkladığı Sykes-Picot antlaşmasını sonuna kadar uygulayacakları, Osmanlı’nın paylaşılacağı muhakkaktı!

Antlaşmanın maddeleri arasında “Boğazların işgali”, Osmanlı ordusunun dağıtılması gibi maddelere açıklıkla yer verilmişti. Ancak bir madde vardı ki, Osmanlı’nın “ipini çeken” madde olarak öne çıkıyordu:

Galip devletler, kendi güvenliklerini tehdit altında görmeleri durumunda Anadolu’da istedikleri yeri işgal edebileceklerdi!

Sonrası hazindi… Mondros Ateşkesi’nden iki hafta sonra 13 Kasım 1918 günü 22 İngiliz, 17 İtalyan, 12 Fransız, 4 Yunan savaş gemisi ile 4 denizaltıdan oluşan büyük bir filo İstanbul’u işgal etmek için limana girdi!

Bu tarih aynı zamanda, Yıldırım Ordular Komutanı iken, İskenderun’u işgal etmek isteyen İngilizlere karşı çıktığı için görevden alınan Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul Haydarpaşa Garı’nda trenden indiği gündü!

Büyük bir hüzünle toplarını Dolmabahçe Sarayı’na doğrultan savaş gemilerini izleyen Büyük Devrimci, küçük bir motorla Karaköy’e geçerken, yanında bulunan yaveri Cevat Abbas’a, tarihe kazınan o ünlü sözlerini söyleyecekti:

Geldikleri gibi giderler!..

O gün çok uzak bir hayal gibi görünen bu kehanetin gerçekleşmesi için 5 yıl geçmesi gerekecekti!..

İstanbul ve Anadolu’yu milletine armağan eden kahraman!

Aradan koskoca 5 yıl geçti…

Planlanması, hayata geçirilmesi, kongreleri, Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşu, önce Kuvay-ı Milliye, ardından düzenli orduyla 4 küsur yıl sürdürülen Kurtuluş Savaşı, isyanlar, soysuz Padişah Vahdettin’in imzaladığı idam kararları… Hepsi tek tek aşıldı!

Önce Mudanya Ateşkesi ile savaşa nokta kondu. Ardından Lozan Barış Antlaşması’nda Türkiye’nin bağımsızlığı tasdik edildi… Tüm yurtta işgallerin sona erdirilmesi imza altına alındı…

İşgal güçleri, İstanbul’u 2 Ekim 1923’te terk ettiler!

6 Ekim 1923’te ise, General Şükrü Naili Gökberk komutasındaki Türk Ordusu, sevinç gözyaşları eşliğinde İstanbul’a girdi! Mustafa Kemal’in 5 yıl önceki “kehaneti” gerçekleşmiş, İstanbul yeniden Türk Milleti’nin olmuştu…

-Cumhuriyetin ilan edilmesine ise yalnızca 26 gün kalmıştı!

Şimdi, soru şu:

Fatih’in fethettiği, İngilizlerin işgal ettiği İstanbul, Mustafa Kemal kuvvetleri tarafından geri alındı. Eğer, Kurtuluş Savaşı olmasaydı, İstanbul’u bir daha rüyamızda dahi göremezdik! Fatih Sultan Mehmet’e övgüler düzüp “Fetih Günü” kutlayanların, İstanbul’un kurtuluşunu da aynı coşkuyla kutlamaları gerekmez mi?.. İstanbul ve Anadolu’nun kurtuluşu en az fethedilmesinde olduğu kadar dünya siyasetini etkilemedi mi? Türk Milleti’nin yok edilmesini önlemedi mi?

Sarayın dünkü “günlük programı” içinde İstanbul’un kurtuluşuyla ilgili hiçbir şey yoktu! Anadolu Ajansı’nın, TRT’nin programlarında da öyle! İktidara yamanan medyayı gözden geçirdim; aynı tavır onlar için de geçerliydi…

Aslında “Kurtuluş Savaşı’nı keşke Yunan kazansaydı” diyen Fesli Kadirlerin, Kurtuluş Savaşı sonrası kaçtığı Yunanistan’da gazete çıkarıp Cumhuriyete küfürler düzen, “Allah’ım beni Türklükten azad et” diye şiirler çiziktiren Mustafa Sabrilerin izinde yürüyenlerden böyle bir kutlama beklemek de abesle iştigal… O kafa Türkiye Cumhuriyeti’ni hiçbir zaman hazmedemedi; gömmek, parçalamak için yüzyıldır çalışıyor…

O kutlu günü Cumhuriyetçiler gönüllerinde kutlasın, o her şeye değer!..

Yazarlar

Fetih ve kurtuluş!..
Ümit Zileli