Ahmet Takan
10 Mayıs 2022

Evin danası öküz olmaz!..


Bir köylünün bir oğlu varmış. Kara kuru bu oğulcuğunu ‘Kara Mehmet’ diye çağırırmış. Çocuk büyümüş ve babası da oğlunu okusun diye medreseye yollamış. Çocuk da okumuş, yazmış ve kadı olmuş. Olmuş olmasına ama, ne vakit oğlundan söz açılsa babası:

“Bizim Kara Molla…” dermiş.

Böyle demesinin yanlış olduğunu söylemişler. Fakat duymamış. “Hiç değilse ‘Mehmet Efendi’ de” demişler. Aldırmamış…

“O benim gözümde hâlâ Kara Mehmet’tir, ev danası tosun olmaz!” demiş.

★★★

Farklı farklı söylenir;

“Evin danası öküz olmaz” veya “Kapının danası öküz olmaz” veya  “Ev danası tosun olmaz”…

Bazı kaynaklarda atasözü bazı kaynaklarda da deyim olarak tanımlanır ama hepsi aynı kapıya çıkar;

“Yakındakinin kıymeti, eldekinin değeri bilinmez” anlamında kullanılır. Meramımı ileriki satırlarda anlatacağım. Ekşi sözlük referanslı bir yazıdan alıntılarla devam edelim. (Aslında bu konuda hayatta şahit olduklarımdan yola çıkarak çok şey yazardım ancak tembellik yapmak işime geldi-aht-);

-Aslında bir çoğumuzun, hatta şu anda çalıştığımız iş yeri de dahil olmak üzere sıkça karşılaştığımız bir yönetim hatasını “kapının danası öküz olmaz” deyimi gayet güzel özetlemektedir.

Eski bir deyim olan “kapının danası öküz olmaz” sözü; tanıdık ve/veya mevcut bireylerin, kendi var güçlerinin de üzerinde ne kadar çabalasalar çabalasınlar, dışarıdan gelenlere (getirilenlere) karşı yetkinlik sırasında geri planda tutulduklarını ifade etmektedir.

Aile ve dar çerçevede küçük toplumlarda ya da iş yerlerinde, aynı pozisyonda ve yetkinlikte görev alması gereken kişiler yerine dışarıdan birinin getirilerek ona daha fazla şans tanınması, aile ve gurup içinden çıkan bireyin yapacaklarının zaten biliniyor olması ve dışarıdan gelenin yapacaklarının biraz da merak edilmesinden kaynaklanmaktadır.

Onun içindir ki yabancı futbolcular, yabancı sanatçılar, yabancı fikir adamlarının hareketleri ve yaptıkları yerel olanlara göre daha çok ilgi çekip daha çok itibar görür.

Şayet bu yabancı statüsüne sahip kişiler zamanla yerel değerlere uyum sağlayıp yerelleşirse bu defa gördükleri ilgi ve beğeni düzeyi de yerelleşmeleri oranında azalacaktır. Örneğin Rumen kaleci çalıştırıcısı Datcu ilk geldiğinde gördüğü ilgiyi Türk vatandaşı olduktan ve Türkçe öğrendikten sonra kaybetmiştir. Hatta bir röportajda hemşehrisi Mircea Lucescu; Türkçe öğrenmek istediğini fakat bunu Datcu’nun engellediğini ve dikkate alınmasını istiyorsa Türkçe öğrense dahi kimseye söylememesi gerektiğini Datcu’nun kendisine söylediğini ifade etmiştir.

Bir nevi aşinalığın sürekli tekrarlanmasının bilinen bireyleri (yani ev danası pozisyonundaki kişi, mevcut bir çalışan, evin oğlu, evin kızı veya aileden herhangi birisi olabilir.) dezavantajlı duruma düşürdüğü aşikârdır. Dışarıdan gelen kişiye gösterilecek tolerans katsayısı genelde daha yüksek ve beklenti düzeyi de yerele göre daha azdır, ne de olsa o yabancıdır, özeldir ve ne yapacağı merakla beklenmektedir. Yerel olan bireysel yabancıyla rekabet edebilmek adına yeni şeyler deneyip kendi sürprizini sunma hamlesiyle var olmaya çalışmaktadır.

Dışarıdan satın alınan birçok danışmalık hizmeti aslında, içeride çözülebilecek olmasına rağmen dışarıdan alınır. Bir anlamda bakıldığında gereksiz bir şey gibi gözükse de aslında, sözlerine daha fazla kıymet biçildiği için ve uygulamayı hızlandıracağından faydalıdır.

Ama bu tutum, mevcut çalışanların işe olan heveslerini olumsuz yönde etkiler.

★★★

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, bayramda bir Karadeniz turu attı, ortalık birbirine girdi. Aman Allah’ım neler tartışıldı neler… Tekrara girmeyeceğim. Ekrem İmamoğlu’nun yandaş gazetecilerle verdiği otobüs fotoğrafı, en çok tepki toplayanların başında geldi. İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanı adaylığı veya CHP Genel Başkanlığı hayalleri için yollara düştüğü bile yeterince tartışılamadı. Kendilerini “karşı taraf” veya “Ekrem İmamoğlu’nu destekleyen gazeteciler” diye tanımlayanlar da ateş püskürdü.

Güya, bayramı da fırsat bilerek sizlerden kısa bir kafa dinleme izni almıştık ya!.. Olmadı… Kopamadık gündemden… İmamoğlu’nun otobüsünden neşe ile sırıtan o malum isimlerin gazeteci olmadığı ıskalandı. Faydasız bir tartışma yürütüldü. Ekrem İmamoğlu ve basın sözcüsünün  eleştirilere verdiği  buram buram enaniyet kokan yanıtlarından sonra bir yandaş da  “davet etse de gitmem” demez mi… Yazık oldu Ekrem İmamoğlu’na!..

Aslında benim sözüm meslektaşlarıma;

Gazeteciliğe başladığım günlerde, meslek büyüklerimden “kulağına küpe olsun” diye ilk şu nasihati almıştım;

“Ankara gazetecisi olacaksın. Hangi alanda uzmanlaşırsan uzmanlaş, yolun mutlaka siyasetçilerle kesişir. Mesleğin ileri aşamalarında hangi siyasi parti e uzmanlaşırsan veya nereye bakarsan bak, sakın ha, bizim evin danası olma!”

35 yılı aşkın meslek hayatımda  evin danası konumunda nice yetenekli gazetecilerin harcandığını, liderle ve partisi ile beraber yürüyen nice meslektaşlarımın bir daha hatırlanmamak üzere kayıp olup gittiğine tanıklık ettim. O yüzden “Ey Ekrem İmamoğlu… Biz sana bunun için mi destek verdik” diye yazan çizenlere çok üzüldüm. Bilmem anlatabildim mi… Gazeteci, evin danası olmaz!..

★★★

Gelelim Ekrem İmamoğlu’na… Çok fazla derin analize gerek yok… Ekrem İmamoğlu, ayağına sıktı… Kendini  hızarın önüne attı…

Ekrem İmamoğlu, bundan sonra Cumhurbaşkanı adayı olabilir mi?.. Ekrem İmamoğlu, bundan sonra CHP Genel Başkanı olabilir mi?.. Ekrem İmamoğlu, bundan sonra İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olabilir mi?…

Bana sorarsanız; üçünü de kaybetti!..

Ne diyelim?.. Bunda da vardır bir hayır!.

Cümle alem, “Millet İttifakı’nda ne olacak?” diye bekleşirken, bir süredir doğal yollardan ‘olmayacaklar’ gösteriliyor!..

★★★

Ulu Tanrı,  tüm şehitlerimizle birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK ve onun kahraman silah arkadaşlarına rahmet etsin. Nur içinde yatsınlar. Mekanları cennet olsun.

 

Yazarlar

Evin danası öküz olmaz!..
Ahmet Takan