Yaz aylarında İstanbul sosyetesi Bodrum’a akın ediyor ya... Ayıptır söylemesi, ben de Bodrum’dayım. Ama bol yıldızlı lüks otellerde değil, kendi evimde. Güya tatile geldim. Deniz, güneş, plajlar... Gezecek, kalan vaktimde de bol bol kitap okuyacak, dinlenecek, keyif yapacaktım.
İlk hafta yerleşme telaşı, temizlik, eksiklerin tamamlanması, tamir, mutfak alışverişi ile geçiyor. Tam “Oldu” diyorsunuz. Bir bakıyorsunuz, yine başa dönmüşsünüz. Ev yine pislenmiş, dağ gibi çamaşır... Yeni eksikler çıkmış, yine alışveriş... Yemek deseniz, mutfak tam mesai çalışıyor.
Açık hava ve deniz iştah açıyor. Benim oğlan da iştahlı, maşallah. Daha sofradan kalkmadan “Atıştıracak ne var?” diye mutfağa uğruyor. Eksik olmasınlar, arkadaşları da geliyor.
Bir bardak su içen, bardağı lavabonun yanına bırakıyor. On beş dakika sonra bir bardak daha... Daha günün sonu gelmeden bütün bardaklar lavaboda.
Ev topla, yemek yap, bulaşık, çamaşır... Derken gün bitiyor. Biri çıkıp “Bugün ne yaptın?” diye sorsa, cevap hazır; “Hiç!”. Boşuna “Ev işi nankördür” dememişler. Ne yaparsan yap, dönüp bakıyorsun yine aynı noktadasın.
★★★
Asıl kayıp ise zaman. Değil parayla, ne yaparsanız yapın yerine koyamayacağınız tek şey. Günün sonunda yaptığın “Hiç” ile hayattaki en değerli şeyi harcamış oluyorsun. Geriye hatırlamaya değer bir anı bile kalmıyor.
Ben de bundan sonrası için bir karar aldım. Olduğu kadar! Ev kadınlığından istifa ediyorum. Yaşasın tatil!
★★★
Madem tatildeyim, biraz da anı biriktireyim dedim. Geçen akşam arkadaşlarla sahil boyunca yürüyüp bir kahve içelim dedik. Gerçekten yaz akşamlarında deniz kenarında olmak bambaşka bir keyif. Ne var ki yurdum insanı toplu yerlerde sadece kendi keyfine bakıp başkalarını yok saydığı, mekânı da kendinin sandığı için her zamanki tatsız durumlar mevcut. İnsanlarımızın önemli bir kısmında “Acaba başkasını rahatsız eder miyim?” düşüncesi yok.
Yol dar da olsa kalabalık grup hâlinde gelenler mutlaka yan yana yürüyor.
İki çift varsa, ikisi önden ikisi arkadan gitmiyor. Dördü de yan yana yürümek istiyor. Karşıdan gelenler geçemese de aldırış eden yok. En fazla omuzlarını biraz çekip yol veriyorlar. Arkadan gelenler ise uygun bir boşluk bulamazsa onların temposuna mahkûm oluyor. Sanki kendi bahçelerinde yürüyorlar.
★★★
Bir de çocuklu aileler var. Bağıranlar, çığlık atanlar, kaykay sürenler, bisiklete binenler, üç tekerlekli bisikletleriyle kalabalığın içinde insanların üzerine gelenler...
Asıl beni rahatsız eden, anne babaların buna müdahale etmemesi. Çocuklar elbette toplum içinde yaşama kurallarını tam anlamıyla bilemez. Onlara bunu öğretecek olan anne babalarıdır. Çocuklarını uyarmıyorlar ki çocuklar nasıl öğrensin! Onlar da anne babaları gibi istediklerini yapıp diğer herkesi yok sayıyorlar. Terbiye gerçekten ailede başlıyor. Bazen düşünüyorum, belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri anne baba olmadan önce kısa bir ebeveynlik eğitimi.
Neyse... Anlaşılan bu tatilde en huzurlu yer yine ev. İnsanlardan uzak, kitabımı alıp sessizce okumak galiba en doğru tercih. Yaşasın tatil!