Memduh Bayraktaroğlu
1 Aralık 2020

Erdoğan hükümetleri sıcak paranın tehlikesi görmüş olmalıydı ki…


Kısa vadeli sermaye hareketleri (Sıcak Para) modelinin tercih edildiği yıllarda sanılıyordu ki:

Dışarıdan gelecek olan bu döviz cinsi paralar ulusal kaynakların yanı sıra piyasalarda likiditeyi arttıracak…

Artan likidite ile faiz oranları düşecek…

Faiz oranları düşünce kredi kullanımı ucuzlayacak ve kolaylaşacak

Bu ise…

Hem yatırım hem istihdam

Ve hem de…

Üretim üzerinde olumlu etki yaratacaktı…

Ama olmadı…

Çünkü…

Sıcak para modeli bilhassa, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere (Arz talebe bir türlü yetişemediği için) sürekli bir ekonomik istikrarsızlık getirdi…

Daha da öte…

Sıcak parayı getiren ya da gönderen ülkelerde de ekonomik krizleri tetikledi…

Mesela Türkiye…

2001 yılında Türkiye ekonomisi sıcak para krizi yaşadı…

Ecevit’in başbakanlığında kurulan DSP – MHP – ANAP Hükümeti, daha birkaç yıl önce yaşanan Uzakdoğu krizinden ders almamış olmalıydı ki…

Aynı yöntemle ekonomimizi büyütmek istedi…

Yine olmadı…

HATASINDA VE YANLIŞINDA İNATLAŞINCA…

Erdoğan hükümetleri sıcak paranın tehlikesini görmüş olmalıydı ki…

Kalıcı ve sabit sermaye girişini özendirici önlemler almak istedi…

Bunun için ise…

Anayasaya dayalı:

Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti ve insan hakları, çevrenin korunması konusunda güven vermek gerekiyordu…

Ve tabii bir de…

AB normlarına uyum…

ABD ve Batı’nın yanı sıra Rusya’nın da çok değer verdiği İsrail ile sağlıklı bir iletişim…

Peki bunlar gerçekleşti mi?..

Hayır, gerçekleşmedi çünkü…

Erdoğan, ekonominin, dış politikanın, yargının ve hatta eğitimin bütün yönetimini kendi eline aldı…

Hata üstüne hata yaptı…

Yanlış üstüne yanlış yaptı…

Bir de hatasında ve yanlışında inatlaşınca…

Olan oldu…

Nasıl mı?..

Gerçek dava arkadaşı Bülent Arınç’ı sildi…” başlığı altında yayımlanan yazımı okuyun lütfen…

HAY AKSİ ŞEYTAN… NE GÜZEL İNANMIŞTIK…

Tam, “Erdoğan 7 yıl sonra da olsa yanlışlarını kabul etti, yeniden demokratik, laik, sosyal hukuk devleti ve insan haklarına saygı, çevreyi, korumada hassasiyet günlerine dönecek” diye sevinmek üzereydik ki…

Bahçeli’nin demokrasimizi de hukuk reformunu da ilkelleştiren tehditleri geldi…

Bahçeli, aralarında eşi de olan pek çok kişiyi öldürmek ya da öldürtmek suçlamasıyla yıllarca hapis yatan Çakıcı için “kırk yıllık dava arkadaşım” diyerek Cumhur İttifakı’nı yıkmayı göze alabileceğini gösterdi…

Erdoğan ise…

İttifak yıkılmasın ve iktidarı zora girmesin diye…

AKP’yi birlikte kurduğu üç kişiden biri olan (Diğer ikisi Abdullah Gül ve Abdüllatif Şener’di ve AKP otobüsünden çoktan inmiş ya da indirilmişlerdi) biri olan gerçek dava arkadaşı Bülent Arınç’ı sildi…

GERÇEK DAVA ARKADAŞI BÜLENT ARINÇ’I SİLDİ…

Erdoğan 2013 yılına kadar AB – ABD ve İsrail ile uyumlu olmayı başardı…

En azından…

Bu konularda başarılı adımlar atılmasına imkan ve izin verdi…

Çünkü henüz; bilmediğini biliyordu

Çünkü henüz çırak olduğunu kabul ediyordu…

2014’te Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçilmesiyle birlikte ülkenin talihi ters döndü…

Tayyip Bey artık kendisini “Büyük Usta” olarak tanımlıyordu…

Yandaş medya patronları gazete manşetlerinde…

Eklemlenmiş yazarlar köşelerinde…

Kiralık akademisyenler TV ekranlarında ondan “Büyük Usta” diye söz ediyorlardı…

Erdoğan da bütün bunlara inandı…

Kendisi bile kamuoyuna yaptığı açıklamalarda “ustalık dönemim” diyordu…

Oysa…

Onun cumhurbaşkanlığı ve kendisine göre “ustalık dönemi” ekonomimizin de sosyolojimizin de ipinin çekildiği dönem oldu…

Ve bugünlere işte bu nedenle geldik…

Yani canlarım…

Erdoğan’ın çıraklık döneminde hızla büyüyen…

2013 yılında kişi başına 12.594 dolar milli gelire ulaşan Türkiye ekonomisi…

Tayyip Bey’in ustalık döneminde kişi başına 6.500 dolar milli gelire kadar düştü…

TÜİK YİNE COŞTU EKONOMİ ZİREVEYE KOŞTU…

TÜİK verilerine göre 2020 yılının üçüncü çeyreğinde Türkiye Ekonomisi, % 6.7 büyüdü.

Peki…

Büyüyen kim?..

Ya da hangi sektörler, nasıl ve neden büyüdü?..

Mesela inşaat sektörü büyüdüyse ne kadar büyüdü?..

İstihdamı ne kadar arttırdı?..

Gelir dağılımında yoksulların, dar gelirli orta direğin, küçük esnafın, memurun, emeklinin, emekçinin, küçük ölçekli tarım üreticisinin refahına katkısı oldu mu?..

Ben cevap vereyim…

Hayır, olmadı…

Yandaş birkaç müteahhit bu kullandırılan ucuz kredinin üçte birini kaptı…

Sadece 170 bin kişi sahip olduğu evlere yenilerini ekledi ve kiraya vererek kira gelirlerini arttırdı…

Yoksul yine yoksul…

İşsiz yine işsiz…

Aşsız yine aşsız…

Yani…

Ekonomideki göstermelik büyüme “körler sağırlar birbirlerini ağırlar” misali AKP ve MHP’li yandaşlar arasında paylaşıldı…

“ALDATILDIM” DEMESİ YAKINDIR…

1997 Uzakdoğu krizi, sıcak para krizidir…

Tayland, Hong Kong, Malezya, Güney Kore gibi ülkeler başta olmak üzere bölge ülkeleri o kadar çok sıcak para girişiyle boğuldular ki…

Bollaşan döviz nedeniyle ulusal paraları değer kazandı…

Ama…

Bu defa da…

İhracat rakamları düştü…

İthalat rakamları arttı…

Diğer yandan…

Döviz girişi nedeniyle piyasadaki ulusal para arzı arttı…

Bu ise tüketimi tahrik ederek enflasyonu azdırdı…

Ve ülke ekonomileri bir gecede küçüldü…

İşin kötüsü…

Erdoğan, o büyük krizleri çıkaran modele dönüş yaptı…

“Aldatıldım” demesi yakındır…

Yazarlar

Erdoğan hükümetleri sıcak paranın tehlikesi görmüş olmalıydı ki…
Memduh Bayraktaroğlu