Bir toplumun eğitimini ve kalitesini gösteren şey insanların birbirine gösterdiği saygıdır. Saygı, kimsenin denetlemediği anlarda bile başkasının hakkını gözetebilmektir.
Sırada başkasının önüne geçmemek, trafikte yol vermek, yüksek sesle çevreyi rahatsız etmemek, ortak alanları temiz bırakmak...
Bunlar küçük ayrıntılar gibi görünür ama bir ülkenin medeniyet seviyesini gösteren en önemli ölçülerdir.
★★★
Geçtiğimiz günlerde üç günlük bir tatil için Bodrum’dan Yunan adası Leros’a geçtik.
Biletlerimizi önceden internetten almamıza rağmen sabah limanda uzun bir bilet kuyruğu vardı. Tam beklerken bazı insanlar arkadaşlarını telefonla çağırıp yanlarına aldı. Dakikalarca sırada bekleyen onlarca kişinin hakkını birkaç saniyede gasp ettiler.
Durumu görevliye söylediğimizde ise tek beklentimiz müdahale edip şey sırayı korumasıydı. Aldığımız cevap ise “Merak etmeyin, herkes binmeden feribot kalkmıyor” oldu. Mesele feribotun kalkması değildi ki.
Mesele, güneşin altında fazladan beklemek zorunda bırakılmamızdı. Mesele, hakkını savunan kişiye ukala bir tavırla cevap verilmesiydi.
Kuralı uygulamak yerine kuralı ihlal edeni koruyan bu anlayış, aslında yaşadığımız pek çok sorunun özeti gibiydi.
★★★
Dönüşte de aynı manzara vardı.
Pasaport kuyruğunda önümüzde bekleyen bir kadın birkaç arkadaşına seslendi. Bir anda önümüze altı kişi ve bavullarıyla birlikte yerleştiler. En akıllı onlar ya!
Üstelik bunu yaparken en ufak bir mahcubiyet göstermediler. Sanki herkesin hakkını yemek son derece doğal bir davranışmış gibi...
İnsan en çok da buna şaşırıyor.
Eskiden insanlar ayıp olmasın diye çekinirdi. Bugün ise utanmadan hak yiyebiliyorlar.
★★★
Leros’ta geçirdiğimiz üç gün boyunca beni en çok şaşırtan şey, adadaki Türk yoğunluğuydu. Ada resmen Türk istilasına uğramış gibiydi. Gittiğimiz plajlarda, kafelerde ve restoranlarda neredeyse her on masanın sekizinde Türkler oturuyordu.
Bunun nedeni yalnızca kapıda vize kolaylığı ya da adanın yakın olması değil.
İnsanlar karşılığını aldıkları bir hizmet istiyor.
Leros’ta restoran çalışanları güler yüzlüydü. Hizmet hızlıydı. Hesap geldiğinde ödediğiniz ücretle aldığınız hizmet arasında makul bir denge olduğunu görüyorsunuz.
Çünkü Bodrum’da restoranlar ve turistik işletmeler ise fahiş fiyatlarla hizmet veriyorlar. Aynı kalitedeki yemekleri Bodrum’da çoğu zaman iki, hatta üç katı fiyata yiyorsunuz.
Benzer plajlarda bir gün geçirmek ise artık birçok insan için ulaşılmaz hâle gelmiş durumda.
Bu yaz Bodrum’daki bazı beach’lerde kişi başı 230 ila 300 euro (yaklaşık 11.000-14.500 TL) arasında değişen minimum harcama şartı isteniyor. Dikkat edin, fiyatlar Türk lirasıyla değil, euro üzerinden söyleniyor.
Bazı işletmeler ise 10 bin liralık minimum harcama limiti uyguluyor. Bunun 5 bin lirası şezlong ve şemsiye bedeli olarak alınıyor, kalan 5 bin lirayı da içeride harcamak zorunda bırakılıyorsunuz. Üstelik bu para, yalnızca plajı kullanabilmenin bedeli. Bir hamburgerin yaklaşık 2 bin liraya satıldığı yerler bile var.
★★★
Leros’ta ise aynı denizin karşı kıyısında, tertemiz bir plajda iki kişi bütün gün şezlong kullanıp denize girebiliyor, yemek yiyip içebiliyor ve yaklaşık 50 euro (yaklaşık 2.400 TL) ödeyerek günü tamamlayabiliyorsunuz.
Bu yüzden son dönemde çok sayıda Türk turist rotasını Yunan adalarına çevirdi.
Eskiden yabancılar ucuz olduğu için Türkiye’ye gelirdi. Bugün ise birçok Türk, daha hesaplı tatil yapabilmek için yurt dışına çıkıyor.
★★★
Bodrum’un denizi hâlâ aynı deniz. Güneşi aynı güneş. Manzarası yine büyüleyici.
Değişen şey ise insanların tatilden beklentisi.
Mesele artık yalnızca ekonomi değil. İnsanlar gittiği yerde kendini değerli hissetmek, kazıklanmayacağını bilmek istiyor. Tatil için yalnızca güzel bir koy yetmiyor. İnsan, ödediği paranın karşılığını almak, saygı görmek ve huzur bulmak da istiyor.
Tatilin değeri de aslında tam burada belirleniyor.