Ümit Zileli
11 Aralık 2019

Bir ülkeye şeriat nasıl enjekte edilir?!.


Yazımın üzerinden yalnızca 10 gün geçti…

Bu köşede 29 Kasım’da  “Faşist zihniyet” başlığıyla yazmıştım; AKP’li Cumhurbaşkanı, 6. Din Şurası Kapanış Programı’nda şöyle konuşmuştu:

Müslüman, dinini hayatın şartlarına göre değil, hayatını inancının esaslarına göre uyarlamakla mükelleftir… Nefsimize ağır gelse de hayatımızın merkezine dönemin koşullarını değil, dinimizin hükümlerini yerleştireceğiz…

Anayasasında “laiklik” ilkesini barındıran, “millet” tanımı yapılan ülkenin Cumhurbaşkanı, İslam’ın hayatımızın tüm alanlarını kuşatan, kucaklayan kurallar ve yasaklar manzumesi olduğunu anlattıktan sonra şöyle devam etmişti:

Ömrümüzün sonuna kadar Müslümanca yaşamakla farz olunduk… Zaman ve şartlar değişse de İslam’ın nasları değişmeyecektir… Hangi sebeple olursa olsun Kur’an’ın emirlerini yok saymak, hükümsüz kılmak bir Müslüman’a yakışmaz. Dinde ekleme, çıkarma yani bi’dat olmaz. Bana uymuyor, zamana uymuyor, hoşuma gitmiyor, aklım almıyor bahanesiyle kimse nasları inkar edemez…

Katılanların alkışlarla desteklediği bu konuşma, Anayasaya aykırı olması bir yana, düpedüz başka bir yönetim biçimini akla getiriyor, yolunu çiziyordu konunun uzmanlarına göre; neydi peki yoluna taş döşenen bu yönetim biçimi?

Şeriat yönetimi!..

“İmam” ile “cemaat!”

AKP’li Cumhurbaşkanı’nın bu konuşması büyük tepki çekerken, ilginçtir cemaatler kesiminde sevinçle karşılandı…

Tartışmalar devam ederken, dün iki haber bu sevincin nedenini gayet net ve açık biçimde ortaya koydu; ilk haber Afyon’dandı:

Afyon Belediye Başkanı Mehmet Zeybek’in, kentte yeni Tekel bayisi açmayı fiilen yasakladığı gibi var olan bayilerin de kapatılması için imza kampanyası başlattığı iddia edildi!..

Yasadışı bir baskıyla karşı karşıya kaldıklarını anlatan Tekelciler, hiçbir yasal dayanak gösterilmeden ruhsat verilmediğini ileri sürerek dava açtılar. Süreç işlerken baskıyı artırmak için bizzat belediye başkanı ve yakınlarının insanları Tekel karşıtı imzaya zorladığını, imza atmayanların ise fişlendiğini iddia ettiler…

Afyon’da faaliyet gösteren ve AKP’ye yakınlığı ile bilinen dernek ve sendikalar imza kampanyası başlattı, özellikle alkole karşı imza kampanyasının bizzat belediye tarafından yönetildiği de ileri sürüldü..

Başkan ve etrafının yalnızca yeni tekel bayi açılması ile yetinmeyecekleri, var olanların da kapatılmasını amaçladıkları iddiası öne çıkıyor!..

Demek ki başkan, “inandığı gibi bir hayatı” tüm Afyon ahalisine dayatmak için cansiperane çalışıyor!..

Ara başlıktaki “imam” ile “cemaat” de işte tam bunu anlatıyor!..

Adana’nın markası kebap da yasak!..

İkinci haber kebabın başkenti Adana’dan…

Kentte 14-15 Aralık’ta düzenlenecek “Kebap ve Şalgam Festivali” Adana Valiliği tarafından yine yasaklandı! Geçen yıl da son anda yasaklanmıştı. Gerekçe yine aynı:

Kamu düzeni ve güvenliği ile kişilerin can ve mal güvenliği!

Ben, kebap ile şalgamın kamu güvenliğini ile kişilerin can ve mal güvenliğini nasıl, hangi açıdan tehdit etiğini inan olsun anlayamadım, terörist mi bunlar!..

Gelelim işin gerçeğine; kebap, şalgam bahane, rakı şahane!..

Asıl terörist rakı!..

Bu festival 2010 yılından beri başka şehirlerde yaşayan Adanalıların da katılımıyla “Adana’da buluşalım”, “Dünya Rakı Günü”, “Rakı Festivali” adıyla yapılıyordu ve son yıllarda katılım 20 binlerce dayanmıştı…

Valilik baktı durum ciddi, 2015 yılında festivalin adını değiştirdi, “Kebap ve Şalgam Festivali” yaptı, Adanalı “Eyvallah” dedi festival eskisi gibi, gülerek, eğlenerek devam etti!.. Iıh bu böyle olmuyordu ismi değişse de “alçak!” Adanalı, kebabın, şalgamın yanında rakısını da içiyordu… Bu rezalete 3 yıl dayanabilen (!) Valilik 2018 yılında yukarıdaki gerekçeye dayanarak yasak getirdi ve festivali iptal etti…

Ben de oradaydım geçen yıl; kent dışından da binlerce kişi gelmişti, ne olacaktı peki şimdi? Şöyle oldu:

Adana’daki tüm lokanta ve meyhanelere dağılındı ve festival oralarda kutlandı; ne bir kargaşa, ne bir kavga yaşandı, insanlar kebaplarını rakı ve şalgam eşliğinde afiyetle yedi, şarkılar söyledi, muhabbet etti, o kadar!..

Şimdi, soru şu: bir ülkeye şeriat nasıl gelir?

İşte böyle, yavaş yavaş, sindire sindire, “güvenlik”, “can ve mal” filan gibi korkutucu sözcüklerle, eylemlerle, algı yönetimi ile gelir!..

Yazarlar

Bir ülkeye şeriat nasıl enjekte edilir?!.
Ümit Zileli