Çocuklar çok soru sorar. Çünkü dünya onlar için yeni ve anlaşılması gereken bir yerdir. Gördükleri, duydukları, yaşadıkları her şey onlar için bir bilinmezdir. “Bu ne?”, “Nasıl?”, “Neden?” gibi sorular aslında meraktan çok, öğrenme çabasıdır.

Çocuk soru sorarak dünyayı tanımaya çalışır. Dil gelişir, düşünme becerisi oluşur, sebep-sonuç ilişkisi kurmayı öğrenir.

Büyükler de soru sorar. Ama onlar soru sorarken aslında sadece konuşma başlatmaz. Çoğu zaman farkında olmadan çocuğun dünyasını çözmeye çalışır. “Bugün okulda ne yaptın?” gibi basit görünen bir soru bile aslında bir yoklamadır.

Çocuğun günü nasıl geçti, kimlerle vakit geçirdi, mutlu mu, sıkılmış mı... Bunların hepsi o kısa cevabın içinde saklıdır.

★★★

Bir de çoğu zaman hafife alınan sorular vardır. “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” ya da “Süper gücün olsa ne yapardın?” gibi. Bu sorular çocuğun hayal dünyasını açar ama iç dünyasını da ele verir. Korkularını, isteklerini, kendini nasıl görmek istediğini anlatır.

Ancak bir çocuğun “büyüyünce ne olacaksın?” sorusuna verdiği cevap, artık eskisi kadar masum olmayabilir. Çünkü o cevap maruz kaldığı görüntülerin, tekrar eden içeriklerin ve görünmez bir el gibi çalışan algoritmaların da ürünüdür.

Bugün çocukların hayal dünyası, oyuncaklardan, aile sohbetlerinden çok ekranlarla, sosyal medyayla şekilleniyor.

Dijital platformların temel çalışma prensibi neyi daha çok izlersen, sana ondan daha fazlasını sunmak.

Bu, teknik olarak bir kişiselleştirme vaadi taşısa da sosyolojik açıdan bakıldığında güçlü bir yönlendirme mekanizmasıdır.

Çocuk, farkında olmadan belirli meslekleri, yaşam tarzlarını ya da başarı tanımlarını tekrar tekrar görmeye başladığında, zihninde ona göre bir normal inşa edilir.

★★★

Bireylerin tercihleri, içinde büyüdükleri kültürel ve sembolik ortam tarafından şekillenir.

Dijital çağda bu ortamın önemli bir kısmı algoritmalar tarafından belirleniyor. Dolayısıyla ebeveynin rolü artık sadece değer aktarmak değil, aynı zamanda dijital akışı da filtrelemek olmalı.

Peki ebeveynler bunu nasıl yapabilir?

Ortak kullanılan bir tablette ya da telefonda bilinçli şekilde belirli içeriklerin izlenmesi, algoritmanın yönünü değiştirebilir.

Daha fazla bilim videosu izlemek, sanatla ilgili içerikleri çoğaltmak ya da farklı meslek gruplarını görünür kılmak, çocuğun karşısına çıkan dijital dünyayı dönüştürür.

Öte yandan çocukların gördükleri, duydukları kimlik inşasının da bir parçasıdır.

Eğer bir çocuk sürekli olarak başarıyı lüks yaşam, popülerlik ya da hızlı kazanç üzerinden görüyorsa, uzun vadeli emek gerektiren hedefler ona cazip gelmeyecektir.

Bu da meslek tercihlerini, üretim biçimlerini ve hatta değer sistemlerini etkileyebilir.

★★★

Sonuçta mesele, çocukların hayallerini yönlendirmek değil; onların hayal kurma alanını genişletmektir.

Algoritmaları bir araç olarak kullanmak mümkün, ama nihai belirleyici olmalarına izin vermek risklidir.

Belki de en sağlıklı yaklaşım, dijital yönlendirmeyi gerçek hayat deneyimleriyle dengelemek. Bir müzeye gitmek, bir ustayla tanışmak, bir doğa yürüyüşüne çıkmak...

Çünkü ekranların sunduğu dünya ne kadar geniş görünse de, gerçek hayatın sunduğu ihtimaller her zaman daha zengindir.