14 yaşındaki Mattia Ahmet Minguzzi, Kadıköy’de iki yaşıtı tarafından defalarca bıçaklanarak öldürüldü. Sonrasında ailesi tehdit edildi, mezarı tahrip edildi.

17 yaşındaki Atlas Çağlayan İstanbul’da “yan baktın” bahanesiyle çıkan bir tartışmada sustalı bıçakla öldürüldü.

23 yaşındaki Hakan Çakır kız kardeşini taciz eden grup tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Olayda ana faillerden biri 14 yaşında, diğeri 17 yaşında olarak tespit edildi. Katillerin lehine sloganlar atıldı.

15 yaşındaki Alperen Ömer Toprak Bolu’da bir parkta yaşıtıyla yaşanan tartışma sırasında atılan tek yumruk sonrası kalbi durdu.

Bu olayların ortak noktası yaşlar değil; şiddetin sıradanlaşması, cezasızlık algısı ve çocukların ölümle sonuçlanan çatışmaların merkezine itilmesi. Her biri, anlık öfke denilerek geçiştirildi ama hiçbirinin sonu anlık olmadı.

★★★

Türkiye’de 18 yaş altı çocukların karıştığı cinayetler artık istisna diye geçiştirilecek noktayı çoktan geçti. Resmi verilere göre Türkiye’de 4 bini aşkın çocuk cezaevinde bulunuyor. Ortada neden-sonuç ilişkisi net olan, uzun süredir biriken ve vahşetle sonuçlanan yapısal bir sorun var.

Bugün ülkemizde on binlerce çocuk fiilen okul dışında. Okuldan kopan çocuklar, sokakta yetişiyor. Bir çocuğun sustalı bıçak ya da ruhsatsız silaha ulaşması ürkütücü derecede kolay.

Ayrıca mafya dizilerinin özendirici etkisini de görmezden gelemeyiz. Çünkü bu suçlar bir anlık öfkenin değil; yıllardır ekranlardan normalleştirilen bir şiddet kültürünün sonucu.

Bu diziler suçu bir sorun değil, bir statü aracı olarak sunuyor. Silah taşıyan, bıçak çeken, korku salarak lafını dinleten karakterler güç ve saygıyla ödüllendiriliyor. Verilen mesaj açık; güçlü olmak istiyorsan sert olacaksın. Sorununu konuşarak değil, vurarak çözeceksin.

Bedel ödeyen yok. Hapis ya romantize ediliyor ya da kısa bir ara gibi gösteriliyor. Eğitimden kopmuş, aidiyet arayan, kendini değersiz hisseden bir genç için bu tür bir dünya çekici bir kaçış yolu olarak görünüyor. Üstelik bu diziler yalnızca şiddeti değil, mafya dilini ve cezasızlık hissini de paket halinde sunuyor.

★★★

Şiddetin normalleşmesi, sokakta erkeklik ispatı, en küçük tartışmada bile gençlerin bıçağa sarılmayla son bulabiliyor. Bunlar tesadüf değil çünkü şiddet rol model haline getirilmiş durumda.

Artık gerçeği kabul etmemiz gerekiyor. Bugün çocuklar korunamıyorsa, bunun nedeni yalnızca suçluların pervasızlığı değil; onları cesaretlendiren cezasızlık düzenidir. Cezaların caydırıcı olmadığı yerde, suç cesaret buluyor.

★★★

Sonuçta baktığımızda ölen de çocuk, öldüren de ama meseleyi çocuk suçu diye yumuşatamayız. Çünkü burada söz konusu olan çocukça bir hata değil, cinayet!

Kasıtlı adam öldürme ve ağır şiddet suçlarında bıçağı bilerek taşıyan, satırı bilerek sallayan, öldürme niyetiyle hareket eden biri, yetişkin cezasına yaklaşan yaptırımlarla karşılaşmalı. Yaş indirimi otomatik olmaktan çıkarılmalı. Çocukluğu suça kalkan yapmak adalet değildir. Adalet, failin yaşına bakarak mağdurun hayatını görmezden gelemez. 

Bu ülkede çocuklar cinayet işliyorsa, yasalar konuşarak değil; caydırıcı sonuçlar üretecek şekilde değişmelidir.