Can Ataklı
18 Aralık 2020

Acaba “Sayın Cumhurbaşkanı’nın” adını geçirmeseydi yine böyle olur muydu?


MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Acaba “Sayın Cumhurbaşkanı’nın” adını geçirmeseydi yine böyle olur muydu?

Daha önceleri televizyon ekranlarına çıkıp “Google’ı keşfeden büyük hakan Abdülhamit Han’dır” komikliği yapan ve adının önünde “profesör doktor” unvanı olan Ebubekir Sofuoğlu bir anda iktidarın aşırı tepkisini çekti.

Sofuoğlu, Akit TV’de konuk olarak katıldığı Derin Kutu adlı programda, Z Kuşağı ile ilgili eleştiriler yaparken, üniversiteler için, “Sayın Cumhurbaşkanımız da vurguladı. Neredeyse fuhuş yuvası” dedi.

Programın sunucusu ve diğer konuklar, “Biraz ağır oldu hocam, yapmayın” deyince Sofuoğlu, “Gelin ben sizi gezdireyim. Siz nerede yaşıyorsunuz? Ev sahiplerini, bakkalları bir dinleyin” karşılığını verdi.

Sofoğlu’nun sözlerinin sosyal medyada kıyamet koparmasından sonra bu kişinin çalıştığı Sakarya Üniversitesi’nin Rektörü Prof. Dr. Fatih Savaşan, sosyal medya hesabından; “Üniversitemiz öğretim üyelerinden Prof. Dr. Ebubekir Sofuoğlu’nun ulusal bir kanalda yapmış olduğu açıklamaların kabul edilmesi ve hoş görülmesi hiçbir şekilde mümkün değildir. Söz konusu konuşma ile ilgili gerekli işlemler yapılacaktır” dedi.

Rektör fitili ateşleyince, AKP cenahından birbiri ardına kınama açıklamaları gelmeye başladı.

Önce AKP Sözcüsü Ömer Çelik şunu söyledi; “Üniversitelerimizle ve gençlerimizle gurur duyuyoruz. Onlara dönük her türlü çirkin açıklamayı reddediyoruz ve kınıyoruz. Ülkemiz için yaptığımız çalışmalar, her alandaki gençlerimize çok daha güçlü bir Türkiye bırakmak içindir. Türkiye’nin geleceği tüm gençlerimize emanettir.”

Sarayın güçlü ismi İbrahim Kalın da attığı tweette “Üniversitelerimizi zan altında bırakan kerih ve sakil açıklamayla ilgili gereken işlemlerin yapılacak olmasını memnuniyetle karşılıyoruz” dedi. Kalın tweet atar da Fahrettin Altun durur mu?

O da yazdı bir tweet; “Üniversitelerimiz araştırma, öğretim ve topluma hizmet merkezlerimizdir. Gençlerimiz ise göz bebeklerimizdir. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, yükseköğretim alanında aldığımız muazzam mesafe üniversitelerimize, gençlerimize verdiğimiz değerin bir yansımasıdır.”

Yine sarayın danışman kadrosundan YÖK üyesi Prof. Dr. Hasan Nuri Yaşar, Twitter üzerinden, “Ebubekir Sofuoğlu gibi bir mensubunun olması akademik camia için talihsizliktir” açıklaması yaptı.

Sanıyorum siz bu yazıyı okurken, AKP ve destekçisi MHP’liler, daha pek çok kınama mesajı yayınlamış olacaktır.

Şimdi bir şey sormak istiyorum.

Eğer bu adam, “Sayın Cumhurbaşkanımızın da vurgu yaptığı gibi” diye söylemeseydi  o iğrenç sözleri sarf ederken, AKP’lilerin tepkisi aynı mı olacaktı?

Hiç sanmıyorum, çünkü gerek öğretim üyesi, gerek din adamı, gerekse siyasetçi pek çok iktidar mensubu, bugüne kadar sözde ahlâk adına sayısız çirkin açıklamalar yaptılar.

Adamın biri Diyanet’e “9 yaşındaki kendi kızım kucağıma oturduğunda şehvet duygularım uyanıyor günah mı?” diye sordu da “Günah değil” cevabı aldı, AKP’lilerin kılı bile kıpırdamadı.

Bu sözde “profesör doktor!”  Ebubekir Sofuoğlu, “Sayın Cumhurbaşkanımızın” böyle bir vurgu yaptığını nereden çıkardı bilmiyorum.

Ancak ben yaptığım aramada Erdoğan’ın böyle bir sözünü bulamadım.

Ben bulamadım ama soruşturma sonunda bu profesör “Sayın Cumhurbaşkanımızın” buna benzer bir sözünü bulup ortaya koyarsa ne olacak acaba?

HOŞUMA GİDEN ŞEYLER

Ey AKP seçmeni, “Bizi şuursuz koyun gibi yönet” demeyin

Adalet Partisi Genel Başkanı Vecdet Öz’den yine bir mesaj geldi.

Gerçi Vecdet Öz neredeyse iki günde bir gazeteci/yazar gibi küçük makaleler yazıp gönderiyor ama “Ey AKP seçmeni” diye başlayan yazısını saklamışım.

Bugün onu sizlerle paylaşmak istedim;

EY AKP SEÇMENİ (!)

Yapılan onca yanlışı görmezden gelir, kulaklarını tıkarsın..

Güdülmeye alışmış sürü misali sineye çekip yan gelir yatarsın.

Safsataya itibar eder Kuran-ı Kerim okumazsın…

Meal ve tefsire bakmaz, hurafeye kulak asarsın..

Alak Suresi 1.ayette yer alan ‘Ikra’ bismi rabbikellezî halak yani yaratan rabbinin adıyla oku(idrak et) emrine uymazsın…

Her geçen gün günaha batarsın…

Şimdi Bakara Suresi’nin aşağıdaki 104. Ayeti’ni okuyup aklını başına alasın..


Yâ eyyuhe-llezîne âmenû lâ tekûlû râ’inâ vekûlû-nzurnâ vesme’û(k) velilkâfirîne ‘azâbun elîm(un)

Meali;

Ey iman edenler! (Yöneticilerinize:) “Raina-bizi güt (şuursuz koyun sürüsü gibi bizi yönet)” demeyin; “Ünzurna-bizi gözet (organize ve koordine edip istişare ile idare et)” deyin ve (Hakk ve adalet ettikçe onları) dinleyin. (Unutmayın ki) Kâfirler ve nankörler için acı bir azap vardır…

Dilerim okuduğundan ders çıkarır, bundan böyle sözde değil, özde bir Müslüman gibi yaşarsın…

Tabii siyasetçi olup üstüne bir de parti genel başkanlığını yürütünce, bunları yazmaya cesaret etmek daha kolay oluyor.

Bize de bunları kamuoyuna duyurmak kalıyor.

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

İsrail’e büyükelçi atamaya giden ilginç süreç

Aradan 2 yıl sonra İsrail’e bir büyükelçi atandı.

AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın, Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Dr. Ufuk Ulutaş’ı İsrail’e büyükelçi olarak atadığı ileri sürüldü.

Gerçi atama henüz resmi olarak açıklanmadı, ayrıca bu kişinin İsrail tarafından da kabul edilip edilmeyeceği bilinmiyor.

Bu haber medyada özellikle yandaş medyada pek ilgi görmedi.

Tabii bizzat saraydan, “Siz üzerinde durmayın, geçiştirin” talimatı almış olabilirler.

Öyle ya vatandaş İsrail’i en büyük düşman olarak görüyor, daha doğrusu iktidarın öyle baktığını sanıyor.

Oysa gerçek tam tersi…

Türk halkına şeytan gibi gösterilen İsrail ile iyi ilişkiler hiç kesilmedi.

Sadece büyükelçilik düzeyinde bir eksiklik vardı, herhalde Amerika’nın talimatıyla o da halledilmiş oldu.

Zaten Amerika, bütün Müslüman dünyayı İsrail’le barışması için ikna etmiş görünüyor.

Yandaş medyanın “bihaber” yazar ve yöneticileri, aslında adım adım yaklaşan bu süreci fark etmediler bile.

Bir okurum var, adının gerçek olup olmadığını bilmiyorum ama pek çok olayı birbirine bağlayarak çok ilginç sonuçlar çıkarıyor.

Bakın İsrail ile yeniden iyi geçinmeye giden süreçten son döneme, yaşadığımız bazı satır başları şöyle:

1- Koronavirüs krizinin ilk döneminde Türkiye, İsrail’e tıbbi yardım malzemesi sattı.

2- El-Al, 13 yıl aradan sonra kargo uçuşlarına başladı.

3- İsrail devletinin Twitter hesabından, Türkiye ile ilişkilerini öven bir cevap yayınlandı.

4- İsrail, Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi eleştiren bildiriye imza atmadı.

5- İsrail eski Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Türkiye-İsrail ilişkileri üzerine bir kitabı da bulunan Alon Liel, Cumhuriyet gazetesine röportaj verdi.

6- İsrail’in Ankara Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Roey Gilad, Halimiz’e yazı yazdı.

7- Jerusalem Post gazetesinde, Hizbullah’a karşı savaşta, İsrail’in Türkiye’nin tecrübesinden yararlandığı konulu haber yayımlandı.

8- Al Manitor’da, Fidan ve Cohen’in son on ay içinde, en az iki kez görüştükleri haberi yapıldı.

9 – Mavi Vatan doktrininin mimarı, emekli Tümamiral Cihat Yaycı, Moshe Dayan Center’ın yayını Turkeyscope ve İsrail Hayom gazetesine, Türkiye ile İsrail arasında bir deniz yetki anlaşmasının gerekliliğini anlattı.

10- Erdoğan, Doğu Akdeniz Çalıştayı’na bir video-mesaj gönderdi. İsrail’in de aralarında bulunduğu “Doğu Akdeniz’e kıyıdaş tüm bölge ülkelerinin ve Kıbrıs Türklerinin de yer alacağı bir konferans düzenlenmesi” önerisini yeniledi.

11- Erdoğan, “Toplumumuzun ayrılmaz parçası olan Musevi vatandaşlarımız başta olmak üzere, tüm Musevilerin Hanuka Bayramı’nı tebrik ediyor; iyiliğin kötülüğe, aydınlığın karanlığa galebe çaldığı bu anlamlı günde kendilerine esenlikler diliyorum”dedi… Bu yıl ilk kez metinde “Bütün Musevilerin” ibaresi yer aldı.

ÜZÜLDÜM

Çok ayıp oldu ama Abdulkadir Selvi

Çok canım sıkıldı ve üzüldüm biliyor musunuz?

Çünkü diğerlerine oranla daha değer verdiğim ve ciddiye alarak dikkatle izlediğim iktidara yakın bir gazeteci, hakkımda çok haksız bir yazı kaleme almış.

Sözünü ettiğim yazar Hürriyet’te yazan Abdulkadir Selvi.

16 Aralık tarihindeki yazısının son paragrafında, “Özür dile Can Ataklı” ara başlığından sonra bakın ne demiş;

Tam 1 hafta belki özür diler diye bekledim. Kimi bekledim? Tele1’de program yapan Can Ataklı’yı. CHP’deki cinsel taciz olaylarını yorumlarken, skandal ifadeler kullanıyor.

CHP’yi savunayım derken, cinsel tacize uğrayan kadın hakkında içinde “yollu” gibi iğrenç bir tanımlamanın geçtiği bir cümle kuruyor.

“Buraya kadar geldik, herhalde bu biraz yollu diye düşünmüş” diyor. Mağdur kadınların tacize uğraması yetmiyormuş gibi bir de ekranlardan hakarete uğramaları mı gerekiyor?

Can Ataklı, tecrübeli bir gazetecidir. Bu lafı etmesine üzüldüm. Geç de olsa özür dilemelidir. Ataklı özür dilemeden bu ayıptan kurtulamaz.

Tabii “Cinsel tacizler için tavır konulsun. Bunlar Atatürk’ün partisine yakışmıyor” diyenler değil, ‘yollu’ ifadesini kullananlar el üstünde tutulduğu için, CHP cinsel tacizlerle anılmaya devam ediyor.

Açıkça yazayım, Abdulkadir Selvi gibi birinden bunu beklemezdim.

Demek ki o da eski cemaatçilerin yetiştirmesi bir ekip tarafından aynı yöntemlerle yapılan bir montajı izleyip karar vermiş.

Oysa kaç kere anlattım durumu, konuşmamın tamamını paylaştım.

Ama Selvi nedense benim gerçek konuşmamı izlemek yerine, montajlanan bölüme göre beni özür dilemeye çağırmış.

Selvi’ye sadece şunu söylemek isterim: Malum bir medya grubunun cemaat artığı tarafından yapılan montaj bir kayıtla, pek çok meczubu üzerime saldırttılar. Buna karşın bütün tahriklere rağmen tek bir kadın kuruluşu bile beni kınayan açıklama yapmadı.

Çünkü sorumluluk duygusu olanlar, konuşmanın gerçeğini izlediler ve bırakın tacize uğrayan kadını aşağılamamı, onu nasıl koruduğu ve taciz eden adamı nasıl yerden yere vurduğumu gördüler.

Abdulkadir Bey, sizin beni şahsen tanımasanız bile yazılarımı ve konuşmalarımı izlediğinizi sanıyorum.

Bütün bu konuşma ve yazılar içinde kim bilir kaç tanesinde tacizcilere, tecavüzcülere lanetler yağdırdığım da dikkatinizi çekmiş olmalı.

CHP’yi korumak istediğime gelince, Abdulkadir Bey’ciğim o konuyu keşke CHP’lilere sorsanız…

Yazarlar

Acaba “Sayın Cumhurbaşkanı’nın” adını geçirmeseydi yine böyle olur muydu?
Can Ataklı