Resmi Gazete’de yayımlandı: 3 ilin emniyet müdürü değişti.

Devletin rutinlerinden biri gibi sunuldu bu haber.

Oysa bazı görev değişiklikleri vardır; satır aralarından okunur.

Bu da onlardan biri.

Merkeze çekilenlerden biri de Yalova İl Emniyet Müdürü Ümit Bitirik’ti.

Hatırlayalım: Yalova, geçen ay IŞİD saldırısında 3 polisin şehit olduğu şehir.

Aynı ilde kısa süre önce Vali Hülya Kaya da merkeze çekilmişti.

Şimdi sorular başlıyor.

Bir ilde önce vali, sonra emniyet müdürü görevden alınıyorsa; buna sadece “idari tasarruf” mu demeliyiz?

Yoksa bu şehirde olup bitenlere dair cevapsız kalan bir dosya mı var?

★★★

Türkiye’de güvenlik bürokrasisi genellikle sessiz çalışır.

Ama sessizlik, şeffaflıkla desteklenmediğinde başka bir şeye dönüşür: Belirsizliğe.

Bu noktada kamuoyuna sunulan tek şey bir isim listesi.

Kim gitti, kim geldi.

Peki, neden gitti, neden geldi?

İşte orası karanlık.

Oysa konu “emniyet” ise, karanlık lüksümüz yok.

3 polisin şehit olduğu bir operasyondan sonra, bilgilendirmeden önce yayın yasağı kararı geldi.

Ardından şehitlerimizi sonsuzluğa uğurladık.

Ama aradan geçen onca zamana rağmen, kapsamlı kamuoyu bilgilendirmesi yapılmadı.  

Oysa resmi açıklamalardan bildiğimiz net bir zaman çizelgesi var.

Yalova’daki IŞİD operasyonunda çatışma gece 02.00’de başladı, sabah 09.40’ta sona erdi.

Yani bir kentte sokaklar yaklaşık 8 saat boyunca silah sesleriyle yankılandı.

Bu tablo, “ani bir baskın”dan çok daha fazlasını anlatıyordu.

★★★

Bu kadar silah ve cephane, Yalova gibi küçük bir şehirde, sıradan bir sokaktaki sıradan bir eve nasıl ve ne zamandır depolanmıştı?

Bu adres daha önce izlenmiş miydi, takip edilmiş miydi?

Bilmiyoruz.

Gecenin bir yarısı arama yapılacak kadar acil olan durum neydi?

Hayatını kaybeden üç polis memurunun yaşları 47, 49 ve 50’ydi.
Yani meslekte uzun yıllarını geride bırakmış, emekliliğine çok az kalmış isimlerdi.

Yaralılar arasında bir bekçi de vardı.

Peki gece 02.00’de, yüksek risk içeren, uzun süreli ve sıcak temas ihtimali bulunan bir operasyona gidilecekse; neden bu tür operasyonlar için özel olarak eğitilmiş, donatılmış ve seçilmiş Özel Harekat birimleri değil de, Terörle Mücadele ekipleri ve bekçiler sahadaydı?

★★★

Dahası var.
Yalova sokaklarında 5–6 ay önce, IŞİD bağlantılı kişilerin konvoy halinde dolaştığına dair görüntüler kamuoyuna yansımıştı.

Bu görüntülerle ilgili bir adli ya da idari işlem yapıldı mı?

Buna dair de resmi bir açıklama yok.

Operasyonda etkisiz hale getirilen saldırganlardan iki ismin daha önce tutuklandığı, ardından serbest bırakıldığı biliniyor.

Peki bu kişilerin serbest kaldıktan sonra radikalleşme süreci izlendi mi?

Denetimli bir takip

yapıldı mı?

Bu soruların da yanıtı kamuoyuyla paylaşılmadı.

★★★

Bugün bildiklerimiz kadar, bilmediklerimiz de fazlasıyla ağır.

Çünkü güvenlik meselesi, yalnızca operasyonla değil; öncesiyle ve sonrası ile anlam kazanır.

Görevden almalar, merkeze çekmeler bir sonuçtur.

Ama asıl mesele, bu sonuçlara giden sürecin neden hala karanlıkta bırakıldığıdır.

Bugün Yalova üzerinden konuşuyoruz ama mesele ne tek bir il ne yalnızca güvenlik bürokrasisi.

Türkiye’de uzun süredir hesap vermeden yenilenme pratiği, neredeyse tüm yönetim alanlarına yayılmış durumda.

Sadece emniyet değil.
Sadece bürokrasi değil.
Bakanlar, danışmanlar, üst düzey isimler...

Hatırlayalım.
Kendi bakanlığına dezenfektan satan bir Ticaret Bakanı vardı.
Ruhsar Pekcan görevden alındı.
Ama bir adli soruşturma açılmadı.
Kamuoyuna “neden” sorusunun yanıtı verilmedi.

Daha yakın bir örnek:
Cumhurbaşkanı’nın başdanışmanlarından Göksel Aşan, “kişisel sebeplerle görevinden affını talep ettiğini” duyurdu.

Ardından, Can Holding soruşturmasında şüpheli olarak ifade verdiği iddiası gündeme geldi.
Bu iddia yalanlanmadı.
Ama yine bir açıklama yapılmadı.

Bu örnekler bize şunu söylüyor:
Türkiye’de sorunlu görülen isimler, çoğu zaman soruşturulmadan, hesap sorulmadan, yalnızca “görevden affedilerek” sistemin dışına alınıyor.

İsimler değişiyor.
Koltuklar boşalıyor.
Ama sorular, olduğu yerde kalıyor.

Bu da şu hissi büyütüyor: Sorun çözülmüyor, üzeri örtülüyor.

Ve cevapsız kalan her soru, bir sonraki krizin sessiz habercisi oluyor.