Kartalkaya’daki Grand Kartal Otel yangınının üzerinden bir yıl geçti.
Bir gecede sönen hayatların yıldönümü bu.
Bir tatil gecesinin sabahına çıkamayan çocukların, felakete uykusunda yakalanan insanların yıldönümü...
Otoparktaki araçların çekilmesinin, içeride mahsur kalan insanlardan daha acil görüldüğü; imtiyazlıların kaçıp kendini kurtarırken tek bir kapıyı çalma, tek bir kişiyi uyandırma ihtiyacı bile duymadığı o büyük acının yıldönümü...
İhmallerin takvim yaprağına kazındığı günün yıldönümü.
21 Ocak sabahına karşı çıkan yangın, 34’ü çocuk 78 kişinin hayatını aldı.
Yangını söndürmek 36 saat sürdü.
Bu ne kaderdi.
Ne talihsizlik.
Bu, denetimsizliğin; görmezden gelmenin; “olmaz” denilen her şeyin bir gecede olmasıydı.
Yangın çıktığında yapılması gerekenler yapılmadı.
İtfaiye zamanında aranmadı.
İnsanlar uyandırılmadı.
Zaten alarmlar çalışmıyordu.
Merdivenler yetersizdi.
Acil çıkışlar düzgün işaretlenmemişti.
Kapılar dumandan görünmüyordu.
Yangın merdiveni, olması gerektiği gibi hayat kurtarmadı; tam tersine bir baca gibi çalıştı.
Alevleri en üst katlara kadar taşıdı.
Tahliye geciktikçe gecikti.
Ve her dakika, bir başka hayat eksildi.

★★★

Sonra ne geldi?
Cezasızlık.
Her zamanki gibi...
O günden sonra tek bir soru dolaştı herkesin aklında:
Bu kadar insan nasıl göz göre göre öldü?
Sorumlular kimdi?
İhmal nerede başlıyordu?
Kim görmedi ya da kim, neyi gördü ama sustu?
Aylarca bu soruların etrafında döndük durduk.
Geçen yıl 7 Temmuz’da dava başladı.
31 Ekim’de karar çıktı.
Mahkeme, otelin sahibi Halit Ergül’ün de aralarında olduğu 11 sanığa,
34 çocuk için 34’er kez müebbet,
44 yetişkin için 44’er kez 24 yıl 11’er ay hapis cezası verdi.
Ama bitmedi.
Bitmedi, çünkü Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı bu cezaları “fazla” buldu.
Kararı istinafa taşıdı.
Halbuki, 78 can için hangi ceza yeterli olabilirdi ki?

★★★

Faciadan sonra bazı oteller mühürlendi.
Yangın önlemleri denetlendi.
Ama ardından bir Cumhurbaşkanlığı kararı geldi.
Eksiklerini tamamlamaları için işletmelere süre tanındı.
Önce 31 Aralık 2025 denildi.
Şimdi yeni bir kararla süre 31 Mayıs 2026’ya uzatıldı.
Yani fiilen şu söylendi.
“Bu ülkede 78 kişi yanarak can verdi, ama merak etmeyin yangın önlemleri için hala vaktiniz var.

★★★

Bir yandan bu tartışma sürerken, gözler kamu görevlilerine çevrildi.
Otelin kapısında kocaman bir pirinç tabela vardı.
“Turizm Bakanlığı’nın denetimindedir” yazıyordu.
Bu facia sadece bir otel sahibinin veya müdürünün ihmaliyle açıklanamazdı.
26 Eylül 2025’te Danıştay Birinci Dairesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan 9 kamu görevlisinin yargılanmasının önünü açtı.
En üstlere dokunan yine olmadı.
Buna rağmen dikkat çekici bir gelişme yaşandı:
Faciadan sadece bir gün sonra, apar topar yangın raporu düzenleyen,
Danıştay’ın yargılanmasının önünü açtığı bakanlık yetkilisi Bülent Çınar Çavuş,
17 Ocak’ta görevden alındı.
Geç mi?
Hem de çok geç.

★★★

Kültür ve Turizm Bakanlığı facianın yıldönümünden sadece bir gün önce,
Beştepe’de ödül töreni düzenledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da oradaydı.
Hedefteki isim, Bakan Nuri Ersoy, hemen yanındaydı.
Yüzler gülüyordu.
Ardından, facianın tam yıldönümünde, Cumhurbaşkanı Erdoğan bir kez daha kürsüye çıktı.
Ekonomiden söz etti.
Dış politikayı anlattı.
Ama Kartalkaya ile ilgili tek bir kelime etmedi.

★★★

İşte bu yüzden Kartalkaya, sadece bir yangın değil.
Bir denetimsizlik hikayesi.
Bir cezasızlık alışkanlığı.
Ve ne yazık ki bir ertelemeler zinciri.

Bugün bu süreci anlatıyoruz çünkü unutma lüksümüz yok.
Unutursak, tekrar eder.
Sessiz kalırsak, yeni Kartalkayalar olur.
Bu yazı, kaybettiklerimiz için.
Ama aynı zamanda geride kalanlar için.
Bir daha kimseyi böyle uğurlamamak için.
Ölümün sıralı gelmesi için.

Bir otelde, bir yurtta, bir hastanede...
“Ya yangın çıkarsa?” diye düşünmeden uyuyabilelim diye.
Evin dışında olduğumuz her anda felaket senaryolarını tek tek gözümüzde canlandırmayalım diye.
Çünkü bu ülkede ölmek çok kolay.
Bazen sadece tatil için gittiğin bir otel odasında,
bazen de yoldaki bir su birikintisine basarken...
Zor olan, hayatta kalmak değil; ölümün bu kadar sıradanlaşmasına alışmamak.