Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, Londra ve New York’ta yatırımcılara Türkiye ekonomisini anlattı.
“Önümüzdeki iki ay enflasyonda dalgalanma olabilir” dedi.
Ekonomi dilinde bu cümlenin Türkçesi basit:
Enflasyon yeniden artacak.
Ama artık artış demiyoruz.
Tıpkı zam demediğimiz gibi.
Tıpkı kriz demediğimiz gibi.
Geçen ay TBMM’de bütçe sunumu yapan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın konuşmasından sonra bu yazının birincisini yazmıştım.
Tarım sektörü küçüldü demek yerine, “negatif büyüdü” ifadesi tercih edilmişti.
Gerçekler sertleştikçe, kullanılan dil yumuşuyor.
Ekonomi kötüleştikçe, cümleler cilalanıyor.
Rakamlar değil, kelimeler yönetiliyor.
Bu yüzden artık yalnızca bir ekonomi politikası değil, açık bir dil politikası da yürütülüyor.
Rakamlar ikna edici olmayınca, kelimeler devreye giriyor.
Gerçek değişmeyince, tanım değişiyor.
Ama hayat sözlükle yaşanmıyor.
Markette dipnot yok.
Pazarda parantez açılmıyor.
Evde, mutfakta, kasada aynı gerçek var:
Fiyatlar her ay biraz daha artıyor.
Bugünün market raflarından bildiriyorum:
Salatalık 149,50 TL.
Patlıcan 114,95 TL.
Kabak 113,95 TL.
Salkım domates
103,50 TL.
Çarliston biber
91,95 TL.
Havuç 57,50 TL.
Yanlış anlamayın, bir kilogram fiyatları bunlar.
Bir emekli maaşıyla şöyle düzgün bir sofra kurmak artık hayal.
Et değil, meyve değil; sebze bile hesap işi.
Dalgalanan enflasyon değil sadece; artık hayatın kendisi.
Biraz daha sabır, biraz daha şükür
Bu ülkede geçim konuşulurken bile, mesele bir türlü geçime gelmiyor.
Cümleler hep başka yerlere sapıyor.
Kimi zaman ahlaka, kimi zaman niyete, kimi zaman “sabır” dersine.
MHP Aydın İl Başkanı Haluk Alıcık’ın emeklilere dair sözleri bu ruh halinin açık bir özeti.
Alıcık, emeklilerin beklentisini “şükürsüzlük” olarak tanımladı.
“Bu millet haline şükretmiyor, para ile ilgili beklentileri çoğalıyor” dedi.
Yetmedi; “Şükürsüzlük bu memleketin sonu olur” diye uyardı.
Yani mesele geçim değil.
Hayat pahalılığı hiç değil.
Sorun, beklenti.
Sorun maaşın yetmemesi değil.
Sorun, yetmeyen maaşa itiraz edilmesi.
Geçinememek değil; konuşmak ayıp.
Talep etmek değil; dile getirmek sorun.
AK Parti cephesinden gelen bir başka açıklama da bu tabloyu tamamlıyor.
Daha önce taktığı lüks saatle gündeme gelen Bahadır Yenişehirlioğlu, emekliler için zam talep eden muhalefeti hedef aldı.
“Bu mesele üzerinden siyasi şov yapılmamalı” dedi.
Emeklilerin yaşadığı zorlukların Meclis’in ortak sorumluluğu olduğunu söyledi ama tartışmanın sınırını da çizdi.
Anlayacağınız mesele konuşulacak ama ancak iktidarın izin verdiği çerçevede...
Tonu, sınırı, zamanı belli olacak...
Bir başka AK Parti milletvekili, Dursun Ataş, çerçeveyi daha da netleştirdi.
“Yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik” dedi.
Enflasyon biraz daha düşerse her şey yoluna girecekmiş.
“Biraz daha sabır.”
Henüz tatmin edici bir maaş verilemediğini kabul ediyor ama asıl çözüm yine erteleniyor.
Biraz daha zaman, biraz daha sabır.
Beklemek artık bir politika değil, bir yaşam biçimi haline gelmiş durumda.
Ve sonra, bir ev ziyareti görüntüsü düşüyor sosyal medyaya.
Yüksek kiralardan dert yanan bir vatandaşa AK Partili ilçe yöneticisinin verdiği yanıt çok şey anlatıyor.
“Biz S-400 aldık” diyor.
“Çatımız sağlam olsun diye”...
“ABD yaptırım uyguladı, o da bizim ekonomimize yansıdı. Sahada yenemeyeceği bir halkı, bir ümmeti yaptırımlarla yıldırmaya çalıştı”...
Kirayla savunma sanayi arasında kurulan bu tuhaf bağda, mesele artık ekonomi olmaktan çıkıyor.
Geçinememenin nedeni pazar fiyatları değil; küresel güçler.
Kiranın yüksekliği ev sahibinin değil; ABD’nin suçu.
Bakış açısı şu: Bu ülkede emekli aç değil, şükürsüz.
Geçinemiyor değil, sabırsız.
Talep etmiyor; abartıyor, hatta şov yapıyor.
Oysa emeklinin istediği şey ne ideolojik bir tartışma ne de büyük laflar.
Bir parça daha et.
Biraz meyve.
Ay sonunu hesap makinesiyle değil, takvimle bekleyebilmek.
Ne fazlası.
Ne süsü.
Sadece bu kadar.