İşine gelmiyorsa yasakla...
Son dönemin her alandaki en net, en yalın özeti bu galiba.
Resmi Gazete’de yayımlanan kararla, yurtdışından görece ucuza alışveriş dönemi resmen sona erdi.
Ne öncesinde bir tartışma var, ne kamuoyuna bir açıklama.
Tek imza, tek karar.
Bir süredir Türkiye’deki alışveriş platformlarının bu konuda baskı yaptığı haberleri vardı.
Ağustos 2024’te AB’den gelen siparişlerde gümrük vergisi yüzde 20’den 30’a, Çin gibi diğer ülkelerde yüzde 30’dan 60’a çıkarılmış; gümrüğe tabi olmayan alışveriş limiti de 150 Euro’dan 30 Euro’ya, yani bugünkü kurla yaklaşık bin 500 liraya düşürüldü.
Sonrasında kargo ücreti de bu 30 Euro’nun içinde olacak denildi.
Anlaşılan yine alışverişler hız kesmedi ki bu kez muafiyet tamamen sıfırlandı.
6 Şubat’tan itibaren artık tüm alışverişler gümrüğe tabi.
★★★
Bu ne demek?
100 liralık bir ürün için bile, ürün bedelini aşan binlerce liralık ek maliyete katlanmanız gerekecek.
Yani yurtdışından “daha uyguna” alışveriş yapma ihtimali fiilen ortadan kalkıyor.
Peki insanlar neden yurtdışına yönelmişti?
Cevap basit: Çünkü Türkiye’de fiyatlar akıl almaz biçimde yükseldi.
Geçtiğimiz günlerde bunu, Venezuela’nın yatağından kaçırılan devrik lideri Maduro’nun viral olan eşofman takımı üzerinden konuşmuştuk.
Eşofman üstü ABD’de 101 dolar, yani yaklaşık 4 bin 347 TL.
Türkiye’de 6 bin 599 TL.
Aradaki fark “sadece” 2 bin lira gibi görünüyor ama aslında yüzde 52 daha pahalı!
Bu tekil bir örnek değil.
130 Euro’ya (6 bin 548 TL) satılan bir ayakkabı Türkiye’de 17 bin 574 TL.
Neredeyse üç katı.
Türkiye’de 15 bin 500 TL olan mont Almanya’da 105 Euro (5 bin 485 TL).
Sadece belirli markalar değil; çok daha sıradan ürünler için bile tablo aynı.
Ev eşyası, pratik yaşam ürünleri, teknoloji aksesuarları Çin menşeili platformlarda 100–200 TL iken Türkiye’de binlerce lira.
★★★
Haliyle insanlar yurtdışına yöneldi.
Kimi kargo ücreti ödemeyi, beklemeyi göze aldı internetten sipariş verdi.
İmkanı olan market alışverişi için bile komşu ülkelere günübirlik turlara katıldı.
Peki, çözüm ne oldu?
Türkiye’de pahalı olanı ucuzlatmak değil, dışarıdaki ucuzu pahalılaştırmak...
Rekabetle fiyat düşürmek yerine, erişimi kesmek.
Aynı mantığı daha önce de gördük.
Yurtdışından telefon getirme meselesinde...
“Orada ucuzsa, buraya vergi bindirelim, yetmezse 56 bin liralık IMEI kayıt ücreti koyalım. Kimse alamaz olsun.”
Mantık bu.
Ama kimse asıl soruya yanıt vermiyor: Sorun gerçekten yurttaşın tercihi mi?
Yoksa aynı ürünün Türkiye’de neden yüzde 50, yüzde 100, hatta üç kat pahalı olduğu mu?
Ders alınmayan karanlık
Takvimler değişiyor, şehirler değişiyor ama karanlık aynı.
2022’de Isparta’daydı.
2025’te Gaziantep’te.
2026’da bu kez Hatay’da.
Hatay’da bir haftadır elektrik yok.
Ve yine tanıdık cümleler dolaşımda.
Soğuk hava... Talep artışı... Ekipler sahada...
Bir haftayı aşan elektrik kesintileri artık “arıza” diye geçiştirilebilecek noktayı çoktan geçti.
Enerji Bakanlığı birkaç paragrafla geçiştiriyor.
Devletin haber ajansı meseleyi “kaçak kullanım”a bağlıyor.
Yani karanlığın sorumlusu yine vatandaş.
Hepsi doğru olabilir. Ama eksik.
Bu ülkede elektrik kesintileri artık bir doğa olayı değil, bir yönetim sonucu.
2022’de Isparta’da günlerce süren kesintiler yaşandı. Donan altyapı, devrilen direkler, çalışmayan trafolar konuşuldu. “Ders çıkarılacak” denildi.
Çıkarılmadı.
2024’te Diyarbakır ve Mardin’de elektrik hatlarından çıkan yangınlar ormanları kül etti, 15 kişi hayatını kaybetti.
İzmir’de, hatların yönetmeliğe aykırı döşenmesi yüzünden 2 kişi daha öldü.
Sadece bir yılda, toplam
17 can.
2025’te Gaziantep’te aşırı sıcak, artan kullanım ve yetersiz altyapı birleşti; kesintiler günler sürdü.
Yine aynı açıklamalar yapıldı, yine “istisnai koşullar” vurgulandı.
Bugün Hatay’da yaşanan bu zincirin son halkası.
Üstelik bu kez mesele yalnızca soğuk hava değil.
Deprem sonrası hala toparlanamamış bir kent, zayıflamış bir şebeke, yeterince güçlendirilmeyen altyapı var.
Buna rağmen sorumluluk yine hava şartlarına ve vatandaşa yıkılıyor.
Oysa asıl soru şu:
Bu altyapılar neden her olağan koşulda çöküyor?
Yanıt bizi kaçınılmaz olarak elektrik dağıtımının özelleştirilmesine götürüyor.
Türkiye’de elektrik dağıtımı 21 bölgeye ayrıldı, özel şirketlere devredildi.
Kamu eli çekildi, kar mantığı yerleşti.
Kısa vadeli kazanç öncelik oldu; uzun vadeli altyapı yatırımları ertelendi.
Bakım maliyet, önlem masraf sayıldı.
Yani bugün Hatay’da yaşanan, sadece bir kesinti değil.
2022’den 2025’e, 2026’ya uzanan bir ders almama hali.