Ahmet Takan
4 Ocak 2020

Tunus, Türk askerini topraklarında istemedi mi?..


Ne biçim hava atıyorlardı!..

Ansızın gideceklerdi… Terör örgütü PKK’yı Fırat’ın doğusundan kazıyıp atacaklardı… Kimseye verecek hesapları yoktu… Kimsenin gücü onları durdurmaya yetemezdi… ”Beka” deyince mangalda kül bırakmıyorlardı!..

Alayına gider… Alayına rest…

Barış Pınarı Harekatı başladı. Milletçe topyekun arkalarında durduk. Bir kerecikliğine de olsa eğilmemeleri, geri adım atmamaları için geçmişteki tüm stratejik çukurluklarını görmezden geldik.

Ne oldu?..

ABD’de bir “hop” dedi.  Hemen bir mutabakat tezgahlandı. Mehter bölükleri yine devreye girdi. ABD’yi çok korkutup dize getirmişti asrın iktidarı!.. O biçim tavizler kopartılmıştı ABD’den…

Sonra, bir “hoop… Taş koy…” sesi de Moskova’dan duyuldu. Muhteşem bir mutabakat da Rusya ile imzalandı!.. O mutabakat içine Rusya, PKK/YPG’yi öven satırlar soktu ama bizim buradaki saraydan ve çapulcu başı Barzani’den maaşlı beyaz cam uzmanları görmezden gelmeyi tercih ettiler!..

Mehter bölükleri durmadan vuruyordu davulun gözüne gözüne…

Suriye’de dize getirmiştik ABD’yi, Rusya’yı… Mutabakat şartlarına uymaları için mühlet vermiştik. Vaatler yerine getirilmezse Barış Pınarı Harekatı’na aynen devam edecektik. Üstelik kimsenin de göz yaşına bakmadan…

Sonra… Sonra…

Mavi Marmara mı desem… Süleyman Şah Türbesi’nin başına gelenler mi desem… Yoksa hani Şam’da namaz kılmaya gidecektik mi desem… Bir yerlerde yine kısa devre oldu galiba!..

Ağlaşmaya başladılar, “Rusya, ABD taahhütlerini yerine getirmiyor” diye… Adamlar, tam gaz PKK/YPG’ye desteğe devam ediyordu. Bırakın Fırat’ın doğusunu kimsenin bir yere kıpırdadığı da yoktu. Üstelik İdlib’de işler sarpa sarıyordu…

Araya başka EYT, üytler girdi… Suriye’yi unuttuk… Barış Pınarı Harekatı’nı hiç hatırlamaz olduk… Asrın iktidarı bu milleti mehtersiz bırakamazdı… Libya senaryosu devreye sokuldu…

Ver mehteri… Ver mehteri…

İhvancı Libya Hükümeti ile Mutabakat Muhtıraları imzalandı. Türkiye’de karşı çıkanlar  hain ilan edildi. Libya Ulusal Hükümeti’nden “asker gönderin” çağrısı bekliyorduk. Davete icap edecektik. Tezkere de hazırdı. Tayyip Erdoğan, bir gece ansızın Tunus’a gitti. Sabah kahvaltı ederken yabancı ajanslardan ilk duyduk. Erdoğan, basın toplantısında “Libya’daki meşru hükümete siyasi destek verilmesi yönünde Türkiye ile Tunus’un müttefik olduklarını” ilan etmişti. Çok heyecanlandık… Çok geçmedi.. Bir de duyduk ki; Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said’in makamından yapılan açıklamalarda ülkenin bölge siyasetinde tarafsız kalacağı dile getiriliyor. Tunus Cumhurbaşkanlığı Facebook sayfasından, “Herhangi bir ittifakın veya safın üyesi olmayacağımız teyit edilir”  açıklamaları yapılıyordu.

Mehterin  esi çok yüksek geliyordu duyan olmadı herhalde!..

Azıcık araştırmacı gazetecilik yapayım dedim. Devlet koridorlarındaki sağlam kaynaklar, Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said’in, Erdoğan’ın ülkesine geleceğini saray uçağı havadayken öğrendiğini ifade ediyorlardı. Üstelik, kendisine pek danışan olmasa da Türk Genelkurmayı Libya’ya asker gönderilmesi konusunda çekincelerini ve de askeri  sakıncalarını bir şekilde bir yerlere ulaştırmıştı. Asker, “Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin kontrolünde olan Trablus’da çok dar bölgede askeri yığınak yapamayız. Elverişli tek bir alan yok “mahiyetinde rapor vermişti. Askeri yığınak yapılmadan bir savaşın içine nasıl gireceksiniz?.. Erdoğan, Kays Said’e, Türk askerinin Tunus’a askeri yığınak yapabilmesi için bir teklif mi götürdü?.. Devletin hassas birimlerinde, böyle bir teklifin söz konusu olduğu fakat onun da reddedildiği iddia ediliyordu..

Mehterden dönenin kaşığı kırılsın!..

Tezkere Meclis’ten geçti. Haklı uyarılara aldırış eden olmadı…

Aynı gün, ittifak içinde olduğumuz iddia edilen  Cezayir’in Dışişleri Bakanı Sabri Bukadum, Cezayir’in Libya’da yabancı güç bulunmasını reddettiğini söyledi. Akşam saatlerinde bir bomba haber daha patladı; şahsı, dostu Trump ile telefonda görüşmüştü. O görüşmenin ardından Ankara’daki saray zevatından bir süre ses seda çıkmadı. Görüşmeyle ilgili Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, “Başkan Donald J. Trump, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la konuştu. Liderlerler, ikili ve bölgesel meseleleri görüştü. Başkan Trump, yabancı güçlerin müdahalesinin Libya’da durumu karmaşıklaştırdığına dikkat çekti. İki lider, İdlib’de sivillerin korunması adına tansiyonun düşürülmesi ihtiyacı konusunda mutabık kaldı” ifadeleri kullanıldı. Sonra muhterem zevattan, “İkili meselelerin yanı sıra Libya ve Suriye’deki son durum başta olmak üzere bölgesel gelişmelerin ele alındığı” açıklaması geldi.

General Halife Hafter’in komuta ettiği Libya Ulusal Ordusu tarafından Twitter’dan yapılan açıklamada “anavatanı korumanın halkın görevi” olduğu belirtilerek, sivillere Türk birliklerine karşı silahlanma çağrısı yapıldı. ”Siviller” dedikleri Libya’da iç savaşın içindeki yerli aşiretler!..

Ne oluyor?..

Yoksa bir zafer destanı daha başlamadan sona mı eriyor?..

Rusya, yüzbinlerce sivili İdlib’den sınırımıza sürerek bizi sıkıştırıyor. Beyaz Saray’dan yapılan açıklamaya bakılırsa, ABD yine “hop durun bakalım” dedi. Kucağında yetiştirdiği Hafter’e de gaz verip Türkiye’yi tehdit ettirdi.

Şahsi dostluklar suyunu çekip pilav oluyor gibi!..

Ne olacak Doğu Akdeniz’deki çıkarlarımız?..

Çıkarlarımız koruma görevi için Libya’ya TSK’dan kovulan SADAT’çılarla, İdlib’deki cihatçı teröristler mi gönderilecek?..

Eyy, TBMM’yi tamamen by-pass eden tezkereye gözü kapalı  “Evet” oyu verenler!.. Ne dersiniz?.. Vicdanınız rahat mı?..

Yazarlar

Tunus, Türk askerini topraklarında istemedi mi?..
Ahmet Takan