Ahmet Takan
20 Haziran 2020

Temmuzun sıcak hamlesi; “Kudüs’e karşı Ayasofya”…


Sakın ha!.. Ortama bakıp da, “Oh ne güzel. Yazacak konu sıkıntısı çekmiyorsunuz. Her yerden haber akıyor” demeyin. Çok kısır bir döngü içindeyiz aslında. Kısır olduğu kadar can sıkıcı, üzücü, aşırı yıpratıcı, yozlaşmış, hepsinden de öte utanç verici… Ülkem adına… İnsanlık adına… Medeniyet adına… Çağdaşlık adına… Milliyetçilik adına… Demokrasi/demokratlık adına…Dini inançlar adına… Nezaket adına…

Ne isterseniz var!.. Kutuplaşma… Parçalanıp bölünme… Ötekileştirme… Hakaret… Küfür… Tekme tokat dayak… Yargısız infaz… Nobranlık… Hadsizlik… Seviyesizlik… Yargısız infaz… Enaniyet… Diplomalı/diplomasız cahillik… Her türlü fikri yobazlık… Gaddarlık… Say say bitmez!..

Hal böyle olunca gel de yaz!.. Her gün dön dön aynı şeyleri yaz. Utanıyor insan. Klavyenin başına geçince edep ediyor, sıkılıyor, bunalıyorum. Sadece ben mi? Veya benim model gazeteciler mi bu halet-i ruhiye içinde? Hayır!.. Hırsları aklının önüne geçmemiş, yılların oturaklı, bilge diyebileceğimiz politikacılarını görüş sormak, demeç almak için arıyorum; “Ortam çok kötü. Böyle bir ortamda konuşmak istemiyorum. Demeç vermek, değerlendirme yapmak da hiç içimden gelmiyor. Üstelik neyi konuşacağız. Bu gündemin nesini konuşacağız. Hiç iç açıcı değil. Şu üslubu, şu seviyeyi görmüyor musun?” deyip, üç beş kelime laf ettikten sonra “iyi günler” dileyip sohbeti bitiriyorlar. İş adamlarını ve bürokratları hiç sormayın. Hele onlar, birer korku abidesi oldular. Gerekçeler, yukarıda sıraladıklarımla aynı ya da çok benzer.

Tamam, eyvallah!.. Türkiye’nin iç/dış siyasetini, ekonomi vs. gündemini bir tarafa bırakalım. O zaman sosyal hayatımıza, gündelik rutin yaşantımıza bir bakalım. İmam cemaat misali gibi değil mi?.. Trafik de aracınızla giderken, yaya iseniz yaya geçinden geçerken, markette alışveriş yaparken, otobüs durağında kuyruk beklerken, kahvede futbol maçlarını tartışırken, sosyal mesafe, maske uyarısı yaparken ahalinin haline bir bakın. En basitinden, kendinize göre bir hoşgörü metre yapın ve ölçün… Sonra… Sosyal medya diye yeri göğü inlettiğiniz, Twitterınızı, Facebook, Instagramınızı açın. İşaret parmağınızla sayfaları aşağı yukarı kaydırın. Bakın paylaşılanların seviyesine. Fotoğrafını çekin, yazılanların ve onlara verilen cevapların, atışmaların, kapışmaların, tartışmaların… Görün; imam cemaat etkileşmesinin boyutlarını!.. Ha!.. Bu arada müezzinleri de ihmal etmeyin!..

★★★

O zaman ne mi konuşacağız bugün?.. İki haber notu ile kısa keseceğim;

Ayasofya ibadete açılsın tartışmaları… İktidar,-bir aksilik olmaz ise- Danıştay’ın temmuz ayında vereceği kararı bekliyor. Bir hatırlatma;

AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı Trump’ın açıkladığı “Yüzyılın Anlaşması”ndan sonra yaptığı değerlendirmede, “Kudüs bizim kırmızı çizgimiz” demişti. Erdoğan, Kudüs’ün İsrail tarafından yutulması planı karşı çıkmıştı. Saray kaynaklarından ulaştığım bilgiye göre, Ayasofya çıkışından bir süre önce İsrail’den bir heyet Erdoğan’ı ziyaret etti. Bu temas gizli tutuldu kamuoyuna açıklanmadı. Kaynakların aktardığına göre, “İsrail heyetinin ziyaret amacı, Erdoğan ile arayı düzeltmek, ‘Asrın Anlaşması’ karşı Türkiye’den tepkileri azaltmayı sağlamak”mış… Tayyip Erdoğan, heyeti çok kötü karşılayıp azarlayıp göndermiş. Temmuz ayında, Kudüs ve Ayasofya’yı birlikte konuşacağız herhalde. Bana sorarsanız, AKP iktidarının her seçim dönemi propaganda aparatlarından biridir derim. Bildiğimiz Kızılderili numarası!..

★★★

“ABD’nin ‘sponsorlu’ kalleşliği resmen ilan edildi” başlıklı 18 Haziran tarihli yazımda, sözde Büyük Kürdistan’ın son provasını ve Barzani PKK anlaşmasını belgelemiştim. Üzerinden süre geçti, belki de unutmuşsunuzdur. Çapulcu başı Barzani, 2017 Ekim ayında Irak’ın kuzeyinde yaptığı referandumla Irak’tan kopma kararı almıştı. Sonunda da ABD’den yediği sopa ile sonucu dondurduğunu açıklamak zorunda kalmıştı. Şimdi, önceki günkü yazımızı bir daha gözden geçirmenizi isterim. Barzani himayesindeki ABD sponsorlu kalleşliğini!.. Anlaşma metninin imzalandığı fotoğraftaki şahısları… Demek ki adamların bir bildiği varmış. Meğer, Barzani’ye “Acele etme bekle. Suriye’den de bir parça alacaksın” demişler. Gerisini demeye dilim varmıyor. Tüm bunlar olurken, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Libya ile ilgili  “Sayın Cumhurbaşkanımız, Türkiye ve ABD olarak birlikte çalışmamızı önerdi. Sayın Trump da buna olumlu baktı ve bizim düzeyimizde yani dışişleri, savunma bakanları düzeyinde, istihbaratlar düzeyinde birlikte çalışma talimatı aldık” dedikten sonra… Şimdi, dilimizin varmadıklarını söylemeye kalksak, üstüne eleştiriler koysak… Ya namussuz ya da hain ilan edeler bizi!..

Yazarlar

Temmuzun sıcak hamlesi; “Kudüs’e karşı Ayasofya”…
Ahmet Takan