Can Ataklı
3 Eylül 2020

S-400’leri kurmanın tam zamanı


ANALİZ

S-400’leri kurmanın tam zamanı

Neler oluyor çevremizde görüyorsunuz değil mi?

Türkiye dış politika konusunda tarihinin en kötü günlerini yaşıyor.

Hiçbir yerde itibarımız yok.

Katar Emiri dışında Türkiye’yi ciddiye alan kalmadı.

AKP iktidarının, iç politika hesapları ile dışarıda herkesle düşman gibi olmasının bedelini uzun vadede ödeyeceğiz.

Tabii bu çok kötü politika sayesinde AKP iktidarı ayakta kalıyor ve daha uzun yıllar da kalmayı planlıyor.

Sanki dışarıdan büyük saldırı altındaymışız gibi gösteriyorlar.

Anlatılan masal şu;

Tüm dünya Türkiye’ye karşı birleşti.

Çünkü Türkiye’nin başındaki Erdoğan yüz yıldır Batı’ya karşı el pençe divan duran Türkiye’yi ayağa kaldırdı.

Türkiye artık yabancılar önünde ceket ilikleyen, söz dinleyen, istenileni yapan ülke değil, kendi oyununu kendi kuran ülke.

Batıya karşı zavallı ülke durumundan çıkan Türkiye artık bir süper güç.

Bu nedenle emperyalist ülkeler panik halinde.

Hepsi birleşti ve çok kıskandıkları Türkiye’yi durdurmak, Erdoğan’ı da devirmek istiyor.

Bunun için içerde de muhalefet partileri ile iş birliği yapılıyor.

Tabii Türkiye’nin toplum kalitesi düşük, eğitimsiz cahil nüfusu da yüksek olunca bunlara inanan çok kişi oluyor.

Tabii bir de gündemi iyi izlemeyen, ne olup bittiğini anlamayan, mecburen işinde gücünde olan nitelikli bir kesim de medyanın ağır baskısı altında, olanlara tam inanmasa da kendini çaresiz hissediyor.

Şimdi son günlerde olanlara bakalım.

Yunanistan, karasularını 12 mile çıkartabileceğini açıkladı.

Cevap: Sabrımızı test etmeyin.

Yunanistan, Meis’e asker gönderdi.

Cevap: Bedeli ağır olur.

Fransa, sahillerimizin açığına uçak ve savaş gemileri yolluyor.

Cevap: Şımarıklık yapma.

Avrupa Birliği, açıkça Yunanistan’dan yana olduğunu açıklıyor.

Cevap: Bunları diplomasi ile çözeriz.

Amerika, Rum kesimine uygulanan ambargoyu kaldırıyor.

Cevap: Ama çok ayıp ediyorsunuz, müttefikliğe sığmaz bu.

Rusya, PKK ile mutabakat imzalıyor.

Cevap: Çok kızdık ama.

Aslında bütün bu olanların tek amacı var.

O da şu; Erdoğan’ı olabildiğince iktidarda tutabilmek.

Çünkü Batı ülkelerinin Erdoğan’a çok ihtiyacı var.

Başka kimi bulacaklar eğer Erdoğan’ı devirirlerse sözlerini dinletecek?

Diyelim ki, ben bu konuda yanılıyorum.

Gerçekten askerlerin de dediği gibi Erdoğan, yüzyılın lideri ve tüm dünyaya kafa tutuyor.

İyi de bunu nasıl anlayacağız?

Sadece “Kızdırmayın beni, sabrımı taşırmayın, bedelini ödetirim haa” türü demeçlerle mi götüreceğiz işi?

PKK gözümüzün önünde büyüdükçe büyüyor, devlet kuracak hale geliyor, yanında Amerikan askeri var diye ses çıkaramıyorlar.

Yunanistan, adaları işgal ediyor, silah ve mühimmat yığıyor, birine bile müdahale edemiyorlar.

Haydi bunlar için askeri müdahaleyi riskli görüyorlar, o halde S-400’leri hemen devreye alsınlar.

Büyük iddialarla alınmadı mı o füzeler?

Amerika geliyor, Fransa geliyor, Yunanistan geliyor, her an başımıza bir iş açılabilir.

O halde S-400 sistemi kurulmalı ve ne kadar ciddi olduğumuz dünya aleme gösterilmeli.

Yapabilirler mi?

Sizce?

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Almanlar yalan haberlerle ortalığı karıştırıyor

Almanlar ciddidir, disiplinlidir, hileleri hurdaları fazla olmaz.

Ama son zamanlarda Almanlar da değişti.

Erdoğan’ın durumunu galiba kötü görüyorlar ki; desteğin dozunu artırdılar, ama beceremediklerinden olacak, yalan dolan haberlere bel bağladılar.

Bakın Alman Die Welt gazetesi nasıl absürt bir haber yapmış. Dün,

Die Welt’te yayımlanan “Erdoğan’ın hesaplanmış savaşı” başlıklı makalede, Erdoğan’ın, birkaç gün önce Türk generallerinden, bir Yunan gemisini batırmalarını fakat kimsenin zarar görmeyeceğinden emin olunmasını istediği ileri sürülmüş.

Ancak habere göre, güya generaller Erdoğan’ın bu isteğini reddetmişler.

Gazeteye göre, Erdoğan güya daha önce de bir Yunan jetinin vurulmasını istemiş.

Ama generaller bunu da reddetmişler.

Haberin neresini düzeltelim?

Bir kere Erdoğan, bir Yunan gemisinin vurulmasının ne kadar büyük soruna yol açacağını bilmez mi?

Ayrıca zaten bütün amaç; içeriye ne kadar güçlü olduğunu göstermek. Sert demeçler yerine, fiili duruma geçmenin aleyhine olacağını da mutlaka biliyordur.

İkincisi; Almanlar, Türkiye’yi tanımıyorlar tabii.

Erdoğan emir verecek ve askerler de onu reddedecek.

Bu mümkün mü?

Ama elin Alman’ı nereden bilecek.

Belli ki “Atalım bir destek” demiş Die Welt’in genel yayın müdürü, ama yanlış atmış.

ÖNERİ

Pahalı otoyolun tabelalarının rengi değişmeli

Trafik levhalarının renklerinin bir anlamı var biliyorsunuz.

Beyaz üzerine siyah yazılı tabelalar kent içi yolları tanımlıyor.

Mavi üzerine beyaz olanlar devlet karayollarını anlatır.

Kahverengi üzeri beyaz tabelalar, tarihi ve turistik merkezlere yönlendirir.

Paralı ya da parasız otoyolları gösteren tabelalar yeşil üzerine beyaz yazılı.

İstanbul’da otoyol tanımına giren iki yol var.

Biri TEM Otoyolu, devletin yaptığı ve kullanandan ücret aldığı otoyol.

Diğeri ise AKP’li müteahhitlerin yaptığı ve aşırı yüksek fiyatla geçiş hakkı tanıdığı Kuzey Otoyolu.

Her ikisinin de tabelaları yeşil üzerine beyaz yazılı.

Ancak TEM ile Kuzey Otoyolu’nun kesişme noktalarında, sürücüler hangi yolu kullanacaklarını bütün tabelaların yeşil üzeri beyaz yazılı olması nedeniyle karıştırıyor.

Ve “ne gariptir” sürücüler hep aşırı pahalı yola giriyorlar, çünkü tabelalar kafa karışıklığı yarattığı gibi pahalı yola da yönlendiriyor.

En azından konuştuğum herkes “Bunu bilerek yapıyorlar” diyor.

Bunun çaresi basit.

Bu sorun sadece İstanbul’un Avrupa yakasında ve Kurtköy-Dilovası bağlantılarında yaşanıyor.

O halde AKP’li müteahhitlerin yaptığı otoyolun tabelalarının rengi değiştirilsin.

Örneğin, bordo üzeri beyaz olabilir.

Yok ille AKP’yi de anımsatması isteniyorsa sarı üzerine beyaz da olabilir.

FIKRA GİBİ

Barış Atay “yol verme” tartışması yüzünden saldırıya uğramış

Ekranlarda iki gündür “Barış Atay’a saldıranlar mutlaka yakalanır, ama göreceksiniz şüpheliler bambaşka bir şey anlatacaklar ve anında serbest bırakılacaklar” diyorum.

Çünkü sonuçta bu saldırı tam da İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, TİP Milletvekili Barış Atay’a ağır hakaretler edip hedef göstermesinden hemen sonra oldu.

Akla, ister istemez bu bağlantı geliyor.

Bu bağlantıyı zihinlerden söküp atmak için öyle bir bahane bulunmalı ki, millet “Yok canım sıradan bir kavgaymış” desin.

Hatta öyle ki, soruşturma sonunda Barış Atay’ın suçlu, saldıranların ise ağır tahrik altında kalan ve gençlik heyecanı ile kavgaya karışan sıradan kişiler olduğu bile kayda geçirilebilir.

İşte şimdi tam da bu oluyor.

Polis, saldırganlardan üçünü yakalamış.

Demişler ki saldırganlar, “Bu kişi arkadaşlarıyla önümüzde yürüyordu, yol vermediler, bu yüzden tartıştık.”

Kimin aklına geldi acaba bu aptalca savunma?

Trafikte yol vermeme kavgasını çok gördük ama ilk kez yürüyenlerin yol vermeme tartışmasına tanık oluyorum.

Diyelim ki böyle bir tartışma çıktı, kavga hemen orada olur.

Oysa kamera kayıtlarına göre, Barış Atay saldırıya uğradığı kafeteryaya giriyor.

Birkaç dakika sonra saldırganlardan dördü içeri giriyor, biri dışarıda kalıp telefonla görüntü çekiyor.

Sonra da saldırganlar koşarak dağılıyor.

Bu tezgâhı hazırlayanların zekâları da çok düşük anlaşılan.

HOŞUMA GİDEN ŞEYLER

Anadolu Kavağı’na vapur seferi kondu

Üzerinden biraz zaman geçti geçmesine ama belediyenin soruna el atmasına çok sevindim.

Bir ay kadar önce Anadolu Kavağı’na yapılan Şehir Hatları seferlerinin kaldırıldığını, bölgede yaşayanların buna isyan ettiğini yazmıştım.

Yazımdan 10 gün sonra Anadolu Kavağı’ndaki değerli dostum Mecit Bey’i aramış ve “Bir gelişme var mı?” diye sormuştum.

Hiçbir gelişme yoktu, canım da sıkılmıştı bayağı.

Ama hafta sonunda Mecit Bey aradı ve “Şehir Hatları Genel Müdürü Sinem Dedetaş bizzat geldi. Şimdilik günde tek sefer kondu. Ama genel müdür çok anlayışlı biri. Bizi uzun uzun dinledi, notlarını aldı ve seferler de hemen başladı. Gelişme olmamasına üzülmüştün ama sonunda geldiler, buradaki herkesin sana teşekkürü var” dedi.

Tabii Şehir Hatları Genel Müdürü’nün kalkıp Anadolu Kavağı’na gitmesinde CHP Beykoz İlçe Başkanı Aydın Düzgün’ün de katkısı olmuş, bunu da yazayım.

Yazarlar

S-400’leri kurmanın tam zamanı
Can Ataklı